Türüne Göre Film Önerileri.
Türlerine göre izlediklerimden en iyi bulduklarımı sıraladım: Polisiye-Suç: Enola Holmes serisi (1, 2 ve 3) Shatter İsland Witness for the Prosecution Murder on the Orient Express Sherlock Holmes Fantastik: Damsel Harry Potter serisi Fantastic Beasts and Where to Find Them How To Train Your Dragon Yürüyen Şato Dune Doctor Strange Pan'ın Labirenti Gerilim: The Village Exam Run Shatter İsland Others Fall Dünya Savaşı Z Sığnak (2023) Bilim Kurgu:
Sen tenhasın ben yalnız varsın sesimizi duyan olmasın Bir gecenin karanlığı Birde ayın mehtabı vursun kıyıya Yüreklere örtülü tüller Gözlere çekilmiş duvarlar yıkılsın Gecenin en sessiz anında yankılanırcasına Gece en karanlık anına varsın Dolunay zirvede kalsın Işığı yalnızca üzerimizde kalsın Gözlerinin derinliği büyülesin geceyi Gözlerinin derinliğinde kaybolayım Yolumu bulmak değil maksadım İsterse sonsuz bir labirent olsun yolum Hiç bu kadar anlam bulamamıştı sessizlik Gözlerinin vaveylasını duyarken Beni içine çekiyordu Korkuyordum bir adım daha atmaya Ama engel olamıyordukta Gözlerimizin sesine Bir adım daha atıp nefesini hissettiğimde yüreğime dokundun Ne duvar ne perde kalmıştı Bir volkan olmuştu yüreğim Hayat bulmuş yaseminler çiçekler açmıştı…
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bilfiil iştirak ettiğim bu haleti ruhiyeyi halatla kıyıya çekmek isteyen denizci tayfasının kuru gürültüsünden usanmış ve buna bir son verme mecburiyetini en zaruri ihtiyacımdan bile daha kaçınılmaz bir dürtü olarak teneffüs etmekteyken, hayat ve şürekası üzerine iki çift kelam kıvırmak da pek ehemmiyetsiz gelmekte takdir edersiniz ki ama işte bir kez olsun, bir şekilde yazmaya başlayınca da yazmak istemediğin bile yazdığına dönmüyor mu gel de delirme. insanın ölesi kalmaz böylesi bir labirente girmeye görsün 🤘🏻
Kuantum Çağı ve İdrakin Hicreti: "Mülk O'nun"
Kuantum Çağı ve İdrakin Hicreti: "Mülk O'nun" "Kuantum fiziği çıktı mertlik bozuldu mu?" Her şeyin olabilirlik düzlemine dahil olması, insanı zihin ve felsefe dünyasında reform yapmaya mecbur etti... Newton’un o saat gibi tıkır tıkır işleyen, her şeyin yerinin ve zamanının belli olduğu determinist evreni bize bir konfor alanı sunuyordu. Ne de olsa sebep belliydi, sonuç belliydi; akıl, doğrusal bir çizgide güvenle yürüyordu. "Mertlik" o düzlemde, kuralların netliğindeydi. Sonra kuantum fiziği sahneye çıktı ve o net çizgileri birer olasılık bulutuna dönüştürdü. Bir parçacığın aynı anda hem burada hem orada olabilmesi, gözlemcinin niyetinin ve bakışının deneyin sonucunu doğrudan bükmesi, klasik mantığın ezberini tamamen bozdu. Artık "ya o ya bu" diyemiyoruz; evren bize felsefi bir zorunlulukla "hem o hem bu" demeyi dayatıyor. Bu durum, zihinsel dünyamızda çok köklü bir reformu zorunlu kılıyor çünkü: "Mutlakiyetten olasılığa"...Katı determinizm yerini ihtimaller felsefesine bıraktı. Bu da ahlâktan ontolojiye kadar her şeyi statik bir yapıdan, dinamik bir sürece dönüştürdü. "Özne ve nesne bütünlüğü"... Kuantum, gözleyen ile gözleneni birbirinden ayıramayacağımızı söyler. Yani insan, evreni dışarıdan izleyen tarafsız bir seyirci değil; baktığı her şeyi dönüştüren, varoluşun aktif bir paydaşıdır. "Doğrusal olmayan nedensellik"... Hayat ve düşünce artık düz bir çizgide akmıyor. Tıpkı biyolojideki anlık mutasyonlar veya ekosistemdeki kırılmalar gibi, zihin dünyamızda da sıçramalarla, öngörülemez eşiklerle düşünmek zorundayız. Bu yeni düzlemde "mertlik" belki biçim değiştirdi ama büsbütün yok olmadı. Eski dünyanın katı ve her şeyden emin olan o sahte güvenliğinden sıyrılıp; olasılıkların, belirsizliğin ve muazzam bir iç içe geçmişliğin getirdiği o derin bilgeliğe
Bugün pek hakim olmadığım eskilerden kalma bir mahalleden geçtim, mahalle eski yapısından dolayı bana nostaljik günlerimi hatırlattı. Buradaki tüm yollar dağa tırmanıyormuşsunuz gibi genelde yokuşlu oluyor ama bu mahalledeki yokuş bana göre diğer tüm yokuşlardan ayrılıyor. Sanırım şehrin en dik ve en dar yokuşlarından biri. Dik yokuşu inmek kolaydır ama çıkmak tam bir işkence... Hava da sıcak olunca çıkarken kısa bir yol keşfederim umuduyla mahallenin iç kısmına doğru yol almaya başladım. Gecekondu evlerin o tenha sokakları bir anda küçükken oynadığım counter-strike oyununu anımsattı. :D Yolun bir yere çıkması umuduyla yürüdükçe yürüdüm. Yol aldıkça daha dar sokaklardan geçtim, o kadar yol seçeneği ve o kadar belirsizlik vardı ki nereden gideceğimi bilemedim. Üç dört evin dip dipe, karşılıklı olduğu bir kapının önünden geçerken baktım yerde 90'lardan kalma gri bir televizyon var. Hahaha zamanda yolculuk mu yaptım, diye kendimle dalga geçmeye başladım. Dar sokaklar bitmek bilmiyordu, en sonunda da çıka çıka çıkmaz bir sokağa ulaştım ve anladım ki burası gerçekten de bir labirent gibiydi. Dert ettiğim şey de onca yolu nasıl geri dönüp yine bildiğim yoldan gideceğim oldu, sonra teselli amaçlı bir dahakine buradan gelmemem gerektiğini öğrendim diye kendimi avuttum. Bazı yollar her yere girer ama her yol bir yere çıkmaz, hayat da böyle değil miydi? Zihinsel olarak bazen bir labirentin içine sıkışmış gibi hissederiz. Aldığımız yollar loş, tenha sokaklar gibi gelir. İnsan derin dehlizlere daldıkça anılarını anımsar fakat bu yolculukta her dokunduğumuz anı daha farklı bir şekle bürünmeye başlar ve zamanla biz o anılardan farklı anılar yaratmaya başlarız. Hayatın yükü, boğuculuğu fazla olmaya başlayınca da insan kestirme yollara başvurur. Psikolojik bunalım, üstüne çöküntü
Duygu ve Düşünce
Kuantum çağı ve idrakin hicreti !
"Kuantum fiziği çıktı mertlik bozuldu mu?" Her şeyin olabilirlik düzlemine dahil olması, insanı zihin ve felsefe dünyasında reform yapmaya mecbur etti... Newton’un o saat gibi tıkır tıkır işleyen, her şeyin yerinin ve zamanının belli olduğu determinist evreni bize bir konfor alanı sunuyordu. Ne de olsa sebep belliydi, sonuç belliydi; akıl, doğrusal bir çizgide güvenle yürüyordu. "Mertlik" o düzlemde, kuralların netliğindeydi. Sonra kuantum fiziği sahneye çıktı ve o net çizgileri birer olasılık bulutuna dönüştürdü. Bir parçacığın aynı anda hem burada hem orada olabilmesi, gözlemcinin niyetinin ve bakışının deneyin sonucunu doğrudan bükmesi, klasik mantığın ezberini tamamen bozdu. Artık "ya o ya bu" diyemiyoruz; evren bize felsefi bir zorunlulukla "hem o hem bu" demeyi dayatıyor. Bu durum, zihinsel dünyamızda çok köklü bir reformu zorunlu kılıyor çünkü: "Mutlakiyetten olasılığa"...Katı determinizm yerini ihtimaller felsefesine bıraktı. Bu da ahlâktan ontolojiye kadar her şeyi statik bir yapıdan, dinamik bir sürece dönüştürdü. "Özne ve nesne bütünlüğü"... Kuantum, gözleyen ile gözleneni birbirinden ayıramayacağımızı söyler. Yani insan, evreni dışarıdan izleyen tarafsız bir seyirci değil; baktığı her şeyi dönüştüren, varoluşun aktif bir paydaşıdır. "Doğrusal olmayan nedensellik"... Hayat ve düşünce artık düz bir çizgide akmıyor. Tıpkı biyolojideki anlık mutasyonlar veya ekosistemdeki kırılmalar gibi, zihin dünyamızda da sıçramalarla, öngörülemez eşiklerle düşünmek zorundayız. Bu yeni düzlemde "mertlik" belki biçim değiştirdi ama büsbütün yok olmadı. Eski dünyanın katı ve her şeyden emin olan o sahte güvenliğinden sıyrılıp; olasılıkların, belirsizliğin ve muazzam bir iç içe geçmişliğin getirdiği o derin bilgeliğe (irfana) adım atmak gerekiyor. Zihin, bu reformu