• Uzun zamandır etkilenebileceğim bir kitap arıyordum. Hayatımdan bir parça bulduğum değilde, hayatımdan beni çekip çıkaracak kafamın içinde yeni dünya yaratacak bir kitap araştırıyordum.

      Sonunda buldum ve  Fahrenheit 451 kitabını aldım. Ben başka dünyalara geçmek isterken romanın içerisindeki cümleler beni hayatıma sürüklüyordu. Üstelik kitabın çok eskiden  yazılmış olması tüylerimi diken diken etti. Bir an Ray Bradbury kitabı yazarken geleceğe mi gitti acaba diye düşündüm. Şu an yaşadıklarımızla örtüşüyordu  yazılanlar. 
     
      İnsanların yabancılaşması,düşünmemesi ve birbirlerini bu kadar incitmesi... Yapılan baskıya alışması, mutsuz olmamak adına hissetmekten vazgeçişleri...Hepimizin çevresinde zaten böyle insanlar yok mu? İçleri sıkılmasın diye haberleri seyretmeyen, dizilerlerle kendi hayatlarını unutup dizi kahramanlarıyla mutlu olan, kitap okumayıp internette ya da başka şeyler ile uğraşarak boş vakit geçiren bir çok insan tanıyoruzdur. Bu nedenle bu kitap size çok tanıdık gelebilir.

    Kitabı okurken bol bol şimdiki zaman ile kitapta anlatılan zamana gideceksiniz. Tabi kitap eskiden yazılması nedeniyle  eskiye de gidecek, yazarın nasıl bir öngörüde olduğunu göreceksiniz. Roman  Kahramanı ile düşünürken bir yandan da onun düşüncelerinin nasıl değiştiğini fark edeceksiniz.

    Kitabın bana yakın gelen bu kısımlarını, çok beğenerek okuduğumu söyleyebilirim ama sonlara doğru bir şeyler askıda kalıyor gibi geldi. Heycanla başladığım kitap  bitimine yakın biraz heycanlılığını yitirdi. Sona yakın bir kaç sayfada hayatın içinden ve düşündürücü kelimelerin geri gelmesiyle birlikte kitabı keyifli ve tat alacak bir şekilde bitirdim.

    Not: Keyifli derken zamanın nasıl geçtiğini unutarak okudum. Yoksa yazılanlar okuru  ürpertiyor. En azından bende bu duyguyu yarattı.
  • Bir sonraki kitabımız Ahmet Murat'ın çok beğenerek okuduğum deneme kitabı.
    İçinde düşündüren, ufuk açan, kalbe saplanan ve okkalı cümleler barındıran, hayatın içinden belki de yapmaktan veya görmekten alıştığımız yüreği titreten yazılar mevcut.
    Kitap bitince Belki de üzülmeliyiz demiyorsunuz, evet, üzülmeliyiz.. Hem de çok.
    Dertlenmekle başlar ya her şey zaten. Bu kitap o babta bir kapı aralıyor size.
    Hepsi için diyemeyeceğim ama ben şairlerin deneme kitaplarını çok seviyorum. Ahmet Murat'a onlardan biri.
    Sanki ne bileyim dünyaya daha bir farklı bakıyor şairler. O yüzden okuyalım.
    Ayrıca Belki de üzülmeliyiz üzülmek için bir başlangıç olabilir.
  • Bir top oyuncusu nasıl toplarla oynarsa o da işleriyle ve çevresindeki insanlarla oynuyor, bu insanları seyrediyor, onlarla eğleniyordu; gelgelelim, bütün yüreğiyle ve varlığının derinliklerinden kaynayan pınarla işin içinde değildi. Söz konusu pınar, âdeta kendisinden uzak bir yerlerde akıp gidiyor, göze görünmeden boyuna sürdürüyordu akışını, onun yaşamıyla alıp vereceği kalmamıştı. Böyle düşünceler karşısında birkaç kez irkildi Siddhartha, günlük yaşamın bütün o çocuksu uğraşlarına ben de kendimi vererek bütün kalbimle katılsam, ben de gerçekten yaşasam, gerçekten bir şeyler yapsam, gerçekten yaşayıp hayattan keyif alsam, böyle bir seyirci gibi hayatın yanı başında durup dikilmesem, diye geçirdi içinden.
    Hermann Hesse
    Sayfa 77 - Can Yayınları Çeviri:Kâmuran Şipal
  • Ve bu tam olarak benim istediğim şeydi - ona bedenimi armağan etmek ve bununla birlikte kontrolü sağlamak.
    Alexander pantolonunu açarken diliyle dudaklarının üzerinden geçti, sonra görüş alanımdan kayboldu. Gözlerimi yanan alevlere diktim, ancak çıplak ayaklarımı ayırdığında ve bacaklarımın arasına geçtiğinde gözlerimi kıstım. O da dizlerinin üzerine çömeldi, kalçamı tuttu ve popo yanaklarımı okşadı, ardından Alexander'in dudaklarının sıcaklığını ferç dudaklarımda hissettim. İnlememek için kendimi zorladım, çaresizce kendimi kontrol etmek için alt dudağımı ısırdım. Dili hızla yarığıma ulaştı, etrafında daireler çizdi ve onu okşadı, ardından tomurcuğuma yöneldi ve onu da öylesine bir düşkünlükle şımarttı ki duyularımın kaybolmasıyla tehdit edercesineydi. Alexander'in dişlerini hissettim, zonklayan klitorisimi kemiriyordu ve bir çığlık attım - beni kurtuluşa sürükleyen doruk noktasına sadece saniyeler vardı.
    Alexander anında kendisini geri çekti ve popoma kınayıcı bir tokat indirdi.
    Keskin bir şekilde nefes aldım, kendimi kaybetmemek için savaşıyordum.
    "Bunu hisset." diye emretti Alexander. "Tatmin olmaya ne kadar yakın olduğunu hisset. Bu duygunun keyfini çıkar. Ama sürüklenmene izin verme."
    "Lütfen." Engel olamadan kelime ağzımdan çıkmıştı bile.
    "Hayır, tatlım." Alexander acıyan popomu ovdu. "Daha uzun dayanabilirsin. Ben ancak sen yalvarmaya başladığında memnun olacağım, sanki hayatın buna bağlıymış gibi.
    55
    Belki de kendini toparlaman için biraz zamana ihtiyacın var. Arkanı dön."
    İtaat ettim ve yanan alevlere doğru döndüm. Umut dolu başımı kaldırdım ve ona baktım, ardından ona doğru biraz yaklaştım ve pantolonun içindeki şişkinliğin üzerine yumuşak bir öpücük kondurdum. Alexander sırıtarak Boxer şortunun içinden penisini kurtardı. Hiç tereddüt etmeden kamışının başını dudaklarımla çevreledim - gevşedim ve devasa şaftını ağzımın derinliklerine aldım ta ki damağıma vurana kadar. Dilimi üzerinde kaydırdığımda gırtlaksı bir ses çıktı boğazımdan.
    "Ağzında aletimle lanet güzelsin... Gözlerin, o kadar büyük, o kadar masum... Seni böyle gördüğüm zaman, seninle en kötü şeyleri yapmak isterdim."
    Ağzımda heybetli aleti, inleyiverdim, o da saçlarımdan tuttu ve büyük bir ihtirasla kendisini dilime bıraktı.
    "Gelmemi istiyor musun?" diye homurdandı Alexander. Cevap vermek yerine yanaklarımı içime çektim ve onu ağzımın daha derinlerine aldım. Ben var gücümle emerken, Alexander başını arkaya attı. Bir saniye kadar donakaldı, ben de gırtlağımı dinlendirdim orgazmın beklentisi içerisinde. Ancak bunun yerine kendisini anında geri çekti ve aletini eline aldı, seğirerek göğüslerimin üzerine boşaldığında.
    Alexander daha önce üzerimdeki sahip olma hakkını hiç bu şekilde göstermemişti. Şaşkın bir halde geriye, topuklarımın üstüne oturdum ve meme uçlarımdan damlayan sıvıya bakakaldım.
    "Ayağa kalk. Hemen!" diye emretti Alexander dişlerini birbirine bastırarak. Beni dirseğimden tuttu ve yukarıya kaldırdı, ardından beni resmen odanın içinde çekiştirdi, kal-
    56
    çalarımdan tutarak döndürdü ve taşındığımızdan bu yana misafir odasında duran piyanonun taburesinin üzerine bastırdı. Akortsuz tonların kakafonisi içinde, kollarımla tuşların üstüne düştüm ve ayaklarımın üstünde kalmak için zorlandım. Bilincimin bir parçası bizim oldukça sesli olduğumuzu algılıyordu, ancak bu umurumda değildi. Sadece Alexander vardı. Onun dokunuşları. Onun teni, onun avuç içi ki o da kontrollü bir darbeyle popoma isabet etti.
    "Sen çok sabırsız davrandın." dedi Alexander sitem dolu ve bir darbe daha indirdi, ağrıyan yeri ovmadan önce ve diğer popo yanağıma da bir şaplak yerleştirdi.
    "Ben seninle birlikte gelmek istedim, tatlım. Şimdi senin iki kez gelmeni sağlamam gerekiyor."
    Evet, lütfen.
    Görünüşe bakılırsa, Alexander düşüncelerimi okumuştu, çünkü kolunu belime sardı ve beni bir parça öne doğru itti, öyle ki popom taburenin kenarında asılıydı, ardından aletinin başını dar yarığıma itti. Hiç hareket etmeden bu pozisyonda kalakaldı.
    "Lütfen." diye sızlandım.
    Fakat Alexander kımıldamadı.
    "Seni hissetmem gerekiyor, lütfen beni becer, X."
    Alexander hâlâ harekete geçmek için adım atmıyordu.
    Umutsuz bir halde kıvranmaya başladım ki onu daha derin içime alabilmek için, ancak Alexander koluyla daha da sıkı sardı beni ve benim de sakin durmam için zorladı. Düş kırıklığı ve büyüyen arzu arasında, nefes almaya çalıştım. Bu arada mantığı çoktan güverteden aşağı atmıştım bile, gözyaşlarını yanaklarımdan aşağı süzülürken kıvrandım, sızlanarak ve kızarak kendimi oradan oraya attım. Yalvarmalar-
    57
    dan oluşan, can sıkıcı konuşmalar başlattım, zapt edilemez hıçkırıklarla ve ahlaksız hakaretlerle karışık. Alexander'in dudakları boynumda gezindi - sadece öpmesi bile benden vahşi bir çığlık çıkartmasına yetmişti.
    Ancak Alexander beni rahatlatmak için hiçbir girişimde bulunmadı, aksine bunun yerine beni uyarmadan içime girdi, elinden geldiği kadar derine. Aletiyle beni adeta deldi, el bileklerimden tutarak kollarımı sert bir şekilde arkaya doğru çekiştirdi. Başım, serin fildişi tuşların üstüne düştü ve hıçkırışlarım, ta içimin derinliklerinden dışa çıkmış, dizginle- nemeyen çığlıklara dönüştüler. Şiddetli bir orgazm beni ele geçirmişti. Kaslarım sanki adeta yırtılıyor gibiydi. Bu kadar uzun ve zor dayanmış olduğum gerginlik, her şeyi yutup tüketen bir doruk noktasına boşaldı. Alexander beni mahvetmişti, beni temelimden sarsmıştı ve kendimi onun sarılmasından kurtardım. Beni bir sonra ki dalgaya karşı kamçılarken ona sarıldım.
    Alexander nihayet beni kollarına sararken, gömleğini omuzlarıma koyarken ve beni yukarıya taşırken, göz kapaklarım kurşun gibi ağırlaşmışlardı, bedenim tamamen tükenmişti. Derin derin kokusunu içime çektim.
  • Çatal elimde tabağıma doğru bakarken hayatın artık içinden çıkılamayacak ölçüde anlamsızlaştığını düşündüm. Bunun bir şekilde çaresine bakabilir miydim? Cevap netti. Hayır.
  • SEVGİLİ ARKADAŞIM

    Gözlerinin rengi gibi
    Yüreğinin rengi gibi
    Saçların da kendi renginde
    Ama ben, ellerini gördüm önce
    Toplayan, düzelten, onaran ellerini
    Dokunduğuna soluk aldıran
    Telâşlı, usta, sevecen ellerini
    Geç anladım ve inandım
    Her gün daha çok inanıyorum
    Ellerin, güzel işlerin karıncası
    Ellerin, ellerden bıkmış ellerime sığınak
    Yüzünün rengi gibi
    Dudaklarının rengi gibi
    Saçların da kendi renginde
    Ama ben, özverini gördüm önce
    İçinden çavlan gibi dökülen özverini
    Hep koşan, yürümeyi bilmeyen
    Hesapsız, gücendirmeyen, saydam özverini
    Neye uzansa dirilten
    Susan, hüzünlenen, sıcak özverini
    Geç anladım ve inandım
    Gün gün daha çok inanıyorum
    Özverin, güzel işlerin arısı
    Özverin, sözcüklerden yılmış kafama barınak
    Derinin rengi gibi
    Sesinin rengi gibi
    Saçların da kendi renginde
    Ama ben, seni gördüm önce
    Gülen, yaşayan, bilen seni
    Körpe bir söğüt dalı gibi çırpınan
    Durduğu yere can veren
    Gönüllü, duyan, seven seni
    Geç anladım ve inandım
    Şimdi daha çok inanıyorum
    Sen, hayatın ablası
    Saf olan her şeyin mayası
    Sen, eşyalardan usanmış kalbime dayanak
    Sevgili arkadaşım benim
    Sana "sevgili arkadaşım" diyorum
    Budur, bizim anladığımız sevdanın tanımı
    İşte sana bir aşk şiiri
    İçinde "sevgilim" sözcüğü geçmiyorsa
    Suçun yarısı senin
    Çünkü, ben de bize yaraşanların sözcüğünü değil,
    Kendisini seviyorum senin gibi.
  • Gelen geçti, yiten bitti. Son baharını göreceğimden endişe ettiğim sardunya bana, ben sardunyaya kaldık sonunda.

    Geçtim içinden hayatın. Şimdi o koşsun arkamdan.