Nur

Spoiler
Puan vermedi·224 syf.·
2025 8. kitabı
Kitabın en çarpıcı yanı, karakterlerin iç dünyasındaki bölünme ve yabancılaşma hissi. Özellikle Myu'nun kendi bilincini bir anda ikiye bölünmüş gibi hissettiği o sahneler, insanı hem düşündürüyor hem de ürpertiyor. Sanki bir insanın, bir anda kendinden başka birine dönüşmesinin mümkün olduğu o kırılma anını yaşıyoruz onunla birlikte. Bu anlatım şekli, bir noktada varoluşsal yalnızlıkla yüzleşmemi sağladı. Sumire'nin rüyası ise beni derinden etkiledi. Ne anlattığını tam anlamlandıramasam da hissettirdiği boşluk ve özlem, içime oturdu. Murakami burada öyle bir atmosfer kurmuş ki, okurken ben de sanki bir rüyanın içindeymişim gibi hissettim. Ve Sumire ile Myu’nun birlikte oldukları, ardından Sumire’nin gözyaşlarını tutamadığı o sahne... O kadar yalın ama bir o kadar da çarpıcıydı ki. Sumire’nin yaşadığı duygu bir hayal kırıklığı mıydı, bir kabulleniş mi yoksa ilk kez kendini “görmek” mi, emin olamıyorsun. Ama her hâlükârda yüreğine dokunuyor. Olayların temposu kimi zaman durağan gibi gelse de Murakami’nin dili öylesine akışkan ve içe işliyor ki, karakterlerin zihinsel derinliklerinde kayboluyorsun. Özellikle Sumire, Myu’yla çalışmaya başladıktan sonra roman bambaşka bir boyuta geçiyor. Başta sadece bir aşk hikâyesi gibi ilerleyen metin, bir noktadan sonra insanın kimliğini, varoluşunu ve kendi içindeki "öteki" ile ilişkisini sorgulatan bir yapıya dönüşüyor. Final beni tam anlamıyla tatmin etmedi. Belki çok şey beklediğimden, belki de Murakami’nin bilinçli olarak açık kapı bırakmasından… Ama eksik kalan ne varsa, belki de onun amacı da buydu. Hayatta da çoğu şey yarım kalıyor zaten. Sputnik Sevgilim, sadece aşkı değil, varoluşu, benliği ve kaybolmuşluğu sorgulatan bir roman. Sumire, Myu ve anlatıcının her biri bir şekilde kendine yabancı, birbirine yakın ama
Sputnik SevgilimHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20167,2bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Puan vermedi·50 syf.·
2025 1. kitabı
“Lyonda Düğün”, okura hem masalsı bir dünyanın kapılarını aralıyor hem de içtenliğiyle sanki yanı başımızda anlatılan bir hikâyeye kulak veriyormuş hissi uyandırıyor. Yazar, dilin süsüne kapılmadan ama onu da ihmal etmeden, sade ve doğal bir anlatımla büyülü bir atmosfer kuruyor. Metnin dili yalın görünse de, ardında güçlü bir anlatım disiplini ve şiirsel bir denge gizli. Kelimeler süslenmemiş ama yerli yerinde, cümleler sade ama ritmik; bu da okuyucunun hem kalbine hem zihnine dokunmasını sağlıyor. Yazarın anlatımı, konuşma diline yakın olmakla birlikte sıradanlıktan uzak. Okurken bazen arkadaş ortamında anlatılan bir anıya, bazen de eski bir destanın yankılarına tanık oluyormuş gibi hissediyorsunuz. Bu geçişkenlik dili canlı tutuyor. Özellikle betimlemelerde doğayla, insanla ve duyguyla kurulan bağ kuvvetli. Kurgunun lirizmi ve diyalogların doğallığı, anlatının gerçeklikle düş arasında gidip gelmesini sağlıyor. “Lyonda Düğün”, dilin süsten arındırıldığında bile ne kadar derin ve etkileyici olabileceğini gösteriyor. Herkesin okuyabileceği sadelikte ama herkesin iç dünyasına dokunabilecek derinlikte. Hem edebi bir lezzet hem de dilsel bir sadelik örneği. Lirizmin ne demek olduğunu bilmeyenler için kısacası duygusal yoğunluk+şiirsellik+içtenlik
Lyon'da DüğünStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202139,1bin okunma
Puan vermedi
Yeraltından Notlar – Dostoyevski “İnsanın kendi içine bu kadar batması mümkün mü?” Dostoyevski’nin "Yeraltından Notlar"ı, sadece bir roman değil, insan ruhunun karanlık koridorlarına açılan dar bir kapı gibi. O kapıdan geçince, huzurlu bir bahçeye değil; kırık aynalarla dolu, yankı yapan, nemli ve ağır bir odaya giriyorsunuz. İçeride biri var: Yeraltı Adamı. Kim olduğu belli değil, adı yok, mesleği yok. Ama sesi çok tanıdık. Çünkü iç sesimiz gibi konuşuyor. Hatta belki iç sesimizin bile dile getirmeye cesaret edemediği cümleleri söylüyor. İlk bölümde karakterin kendiyle hesaplaşmasına şahit oluyoruz. Felsefi, yer yer oldukça sert bir anlatımı var. İnsanın mantıklı varlık olduğu söylemine meydan okuyor. Aklın her derde deva olmadığını, bazen insanın mantıksızlığı seçerek aslında özgürleştiğini savunuyor. Bu bölüm biraz zorlayıcı, çünkü sürekli zihinsel bir çarpışma var. Okuyucu olarak ya kendinizi savunmaya geçiyorsunuz ya da onunla birlikte düşünmeye başlıyorsunuz. İkinci bölüm ise daha "yaşanmış" şeyler içeriyor. Geçmişten bazı anılar, sosyal ilişkiler, insanlarla kurulamayan bağlar En çarpıcı kısım ise Liza ile olan sahneler. Yeraltı Adamı'nın sevilmeye duyduğu ihtiyaç ile o sevgiyi yıkma arzusu arasındaki çatışma çok çarpıcı. Liza karakteri kısacık görünüyor ama insanlığın vicdanını taşıyan bir figür gibi. Ona hem umut bağlamak istiyorsunuz hem de onun kırılışında kendinizden bir parça buluyorsunuz. Yeraltından Notlar, aslında bir “anti-kahraman” romanı. Karakter ne cesur, ne erdemli, ne de örnek biri. Ama gerçek. Çünkü hayatta herkes zaman zaman kırgın, pasif, kıskanç, alıngan, küçük düşmüş ya da incitici olabiliyor. Bu kitap bu duyguları olduğu gibi yüzümüze çarpıyor. Dil olarak yoğun, katmanlı ama sahici. Zaman zaman okuyucuya doğrudan sesleniyor oluşu,
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025159,8bin okunma
Spoiler
Puan vermedi·94 syf.·
2025 2. kitabı
Benim Hüzünlü Orospularım – İğrendirici Bir Fantezi Gabriel García Márquez gibi edebi değeri yüksek bir yazarın kaleminden çıkan bu kitap, edebiyat kisvesi altında rahatsız edici bir fanteziyi meşrulaştırmaya çalışıyor. Her ne kadar bu eseri savunanlar, metni “yaşlılıkta aşk”, “yalnızlık” veya “pişmanlık” gibi temalar üzerinden okumaya çalışsalar da, özünde kitabın dayandığı temel yapı, genç bir kızın suskunluğu üzerinden kurulan tek taraflı, sömürgeci bir “aşk” anlatısıdır. Kitabın baş karakteri, 90 yaşında bir adam. Hayatının büyük bölümünü kadınları sadece cinsel obje olarak gören bir zihniyetle yaşamış ve en sonunda, "ölmeden önce kendime bir güzellik yapayım" diyerek, yaşça oldukça küçük hatta çocuk bir kızı satın alıyor. Bu durum başlı başına ahlaki ve insani olarak mide bulandırıcı. Bu ilişki metin boyunca romantize ediliyor. Karakterin iç sesinden gelen "aşık oldum" ya da "onun varlığı beni değiştirdi" gibi ifadeler, taciz ile aşk arasındaki çizgiyi bilinçli olarak bulanıklaştırıyor. En korkunç olan da şu: Kız bu ilişkide neredeyse hiç konuşmuyor. Sessizliği, onay gibi sunuluyor. Bu da okurda, "karşılık alamadığı ama yine de devam ettiği bu ilişki kutsal mı?" gibi yanlış sorular doğuruyor. Oysa doğru soru şu olmalı: Bu ilişki rıza içeriyor mu? HAYIR!!! Bu kitap, rızasızlık, yaş farkı, güç dengesizliği ve kadın bedeni üzerinden kurulan güç gösterisini edebiyatın içinden geçerek "sanat" kılığına sokuyor. Ama aslında yaptığı şey, çocuk yaşta bir kızın sessizliği üzerinden bir yaşlının fantezisini tatmin etmek. Ve bunu edebi olarak da oldukça özensiz bir biçimde yapıyor. Dilsel olarak bakarsak da kitap Gabriel García Márquez’in diğer eserlerindeki o büyülü gerçeklikten, şiirsel yapıdan çok uzakta. Kısa, kesik, yavan cümlelerle anlatılan iç monologlar bir
Benim Hüzünlü OrospularımGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202625bin okunma