“Senden 'hoşlanıyor' muyum?” Rowan duyduklarına inanamıyormuş gibi yüksek sesli bir kahkaha attı “Senden. Hoşlanmak. Cidden mi? Tanrım, Sloane. Sen kahrolasıca zekisin ama aynı zamanda da tanıştığım en kör insansın. Bir not defterinden yırttığın sayfaya karalayıp bana bıraktığın çizimi çerçevelettiğimde senden yalnızca hoşlanıyor mu oluyorum? Her gün bakıp seni düşünebileyim diye mutfağa astığım çizimi hani Sence dövmesini yaptırdığımda senden yalnızca hoşlanıyor mu oluyorum? Her yıl bu lanet oyunu oynuyorum ve bittiğinde gidişini izlemek kalbimi paramparça ediyor ama her yıl en baştan alıyorum ve senden yalnızca hoşlanıyorum, öyle mi?”
Evimdeymişim gibi hissettiriyorsun ..
Sanki son altı yıldır kayıptım ve dönüş yolunu bulamıyordum. Sanki ben sana geri getirecek hiçbir ışığın olmadığı sonsuz bir geceye hapsolup kalmıştım.
O güneşti. Ben karanlıktım.
Eğer o giderse sönüp giden o sikik aydınlığı öpüp vedalaşırdım.
O olmadan, aydınlığı bir daha asla görmeyeceğimi biliyordum.
Bu konuda ne yapacağımı bilmiyordum. Ama bildiğim ve kabullendiğim başka bir şey daha vardı:
Yolun sonunda görünen, kuvvede muhtemel kalp kırığına rağmen, ona tutulduğum gerçeği…