büşo

büşo
@healereader
aynen.

büşo

, bir kitabı okumaya başladı
Genevieve Wheeler
7.3/10 · 1.885 okunma
Reklam
Bu birlikte olma duygusuna, bu iyiyi ve kötüyü her ne olursa olsun beraber durarak geçiştirme hissine dayalı, bireysel zaaflarla da iç içe geçmiş aile hayatı elbette tüm bunlar samimi bir şekilde yapılıyorsa değerliydi.
Ama babasının davranışlarında, hayatın trajik çöküşünün enkazını paravanın ardına saklayan bir insanın çaresizliğini sezdiğinde, on yıllardır kimseden yardım istemeden, şikâyet etmeden gözlerden uzak, öylece kıvrılmış yatan insanı keşfettiğinde içini derin bir vicdan azabı bürümüştü. Onlar, yani çocukları babalarını acımasızca bu sefalette yalnız bırakmışlardı. Bu yaşanan "sefalette" gurur ve kibir de vardı ve Kristóf uzun süre bunun erkekçe bir tavır olduğunu sanmıştı. Ama daha sonraları bu "erkekçe" tavır üzerine görüşünü değiştirmişti. "Erkeklik" dayanılması güç bir şey karşısında çöküp gitmek değildi. Bir çözüm bulmak, uzlaşmaya varmak, hayatın dayatması karşısında "sonuçlar çıkarmak", gerekirse kendimizi küçük düşürmekten korkmadan, yaralarımızı ortaya koymak, herkese göstermek belki daha erkekçe bir davranıştı. Belki erkeklerin egemen olduğu bir kulübün kuralları başka türlüydü, ama olması gereken buydu. Bunların ayrımına vardığında artık çok geçti. Babaları, kendisine yaklaşmayı mümkün kılan tüm yolları çoktan kapatmıştı.
Kristóf beklediği türden konuşmaların hayatta hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini çok geçmeden anlamıştı. Hayatın gerçeklerini sözlerle etkilemek imkânsızdı.
Sanki yapılması zorunlu olan bir konuşmanın ya da itirafın hep ertelendiği hissiyle geçerdi her birliktelik. Oysa bu konuşmanın gerçekleşmesi halinde her şeyin basitleşeceğini, hayatın kolaylaşacağını hissederlerdi. Hani, birbirlerinin boynuna sarılıp ağlaşma koklaşma düzeyinde olmasa da, bu yüzleşmenin aralarındaki gerginliği yok edeceğini düşünürlerdi. Elbette bu konuşma hiçbir zaman gerçekleşmedi.