Ben 1980’lerin kırıcı yokluğu içinde babasız büyüyen küçük bir kız çocuğuyum. 7 yaşında öğrendim her kızın bir babası olduğunu. Annemin beni tek başına doğurduğunu sandım hep. Hayatım küçük bir pencere kenarında akıp gitti uzunca. Çocukları izlemekten çocukluğumu kaçırdım.
Memleket gibi Fakir, küçük ve bakımsız bir evimiz vardı. Şimdilerde zenginlik diye andığım ama o vakit pek bir şey ifade etmeyen bir ayrıntıyı da anlatayım size..
Galata kulesine ince bir cadde ile iniyordu yokuş. Ve bizim evimiz en yukarı tarafta yani manzarası en güzel yerde idi. Manzarası güzel kendi eskiydi. Sürekli olarak çatı akardı. Duvarlar ıslanır sıvalar atardı. Sıvaları dökülünce kurşun kalem ile çizgilerini boyar içlerine de kendi babamı çizerdim. Kaşı gözü yabancım ah...
Göz rengini, boyunu, neye benzediğini, kaç yaşında öldüğünü hiç öğrenemedim... Konu annemi üzerdi günlerce ağlar dururdu. Sormak isteyip de susar dururdum üzgün üzgün...
Nihayetinde 10 yaşına vardım. Pencere kenarında sokağın zillisi renkli gözlü yaşlı bir kedi ile konuşuyordum. Bir adam çıkageldi...
“Annen evde mi?” dedi. “Evet" dedim.
Kapı tarafına doğru yürüdü ve çaldı kapıyı.
Annem açtı ve konuştular. Bana döndü ve
“Çok benziyor babasına. ” dedi.
Kulağımı hızlıca kapattım hemen. Duyduğum son şeyin beynimden çıkmasını istemedim. Sebebini bilmiyorum ama koşmak geldi o an içimden. Koşmak uzun uzun hiç durmadan...
Doğru muydu?
Ben ona mı benziyorum?
Yani gözleri yeşil saçları siyah mıydı?
Boyu da benim kadar mıydı?
Benim gibi o da serçeleri sever miydi?
Yani patates yoksa ağlar mıydı?
Nasıl da mutlu oldum bu yabancının gelişi ile...
Kim olduğunu bilmiyorum ama bana cenneti verdi de gitti.
İçimde kahkaha atan serseri bir çocuk olduğunu o an farkettim. Annem bilmesin sakın. Yoksa patates yapmaz bir daha.
Zaman geçti
Geçmişi unut
Koy bir kenara
Yeni bir sayfa aç
Kurtar benliğini dünden
Bugünün çocuğu ol
Bütün bilgeliği ve gülümseyişiyle gençliğin
Şu anı hiç terk etme ne olur
Sonsuza uzanan şu günü terk etme...
Zülfü Livaneli