29. BÖLÜM – KULAK MİSAFİRİ
Akşam, Karadeniz’in kendine has serinliğiyle bağ evinin üzerine çökmüştü. Dağlardan inen rüzgâr, ter kokusuna karışan fındık yapraklarını savuruyordu. Ufukta kaybolan gün ışığıyla birlikte, işçilerin yorgun ayak sesleri yamaçtan aşağıya doğru yankılanıyordu.
Sebahat abla, önde yürüyenlere seslendi:
“Az kaldı kızlar, çok yakında fındık işi de bitecek. Sonra herkes evine, ailesine kavuşacak!”
Yorgun yüzlerde hafif bir tebessüm belirdi. O an, Çimen’in ayağı hafifçe kaydı, bir taşın üstünde dengesini yitirdi ve yere düştü.
Doğu, hiç düşünmeden koştu.
“Çimen! İyi misin?” diyerek elini uzattı.
Çimen, gülümsemeye çalışarak başını kaldırdı.
“İyiyim, iyiyim… biraz ayağım burkuldu sadece.”
O sırada Behiye’nin gözleri istemsizce onlara takıldı. Doğu’nun telaşla Çimen’e yardım etmesi, içinde kıyıya vuran bir kıskançlık dalgası uyandırdı. Sonra kendi kendine sessizce, “Yok… yok. Çimen’e kardeşi gibi bakıyor. Öyledir…” diyerek içini bastırdı.
Sebahat abla ve diğer işçiler koşup geldiler.
“Ne oldu kızım, bir şeyin var mı?” dedi Sebahat abla telaşla.
Çimen, “Yok abla, Doğu sağ olsun, kaldırdı hemen.” dedi gülümseyerek.
Doğu, üzerindeki toprağı silkeleyip ayağa kalktı. “Tamam, siz ilgilenin. Ben önden gidiyorum,” diyerek biraz da kendi payına düşeni yaptığı düşüncesiyle önden yürümeye başladı.
Kısa bir sessizlikten sonra Çimen, Behiye’ye dönerek kıkırdadı:
“Fark ettin mi? Doğu sanki bugün hiç çalışmamış gibi enerjikti. Hemen yardımıma koştu.”
Behiye dudaklarını ısırıp, gözlerini yere dikti.
“Ben biliyorum neden o kadar enerjik olduğunu.”
Çimen merakla sordu: