Üniversite, mesleki deformasyonun en yoğun yaşandığı kurumların başında gelir. Hakikat yolculuğunda insanlara kılavuzluk etmesi gereken prof'lar, akademizm tuzağına düşmüş ve bilimsel jargonu hakikatin yerine ikame etmiştir. Hakkın ve hakikatin, aklın ve erdemin hizmetkârı olması gereken hocalar okulların, fakültelerin, bölümlerin ve sınıfların yarı-tanrısal küçük efendileri olmak için ilmi, fikri ve fikir çilesini bir kenara koymuştur. Varlıklı ve hakikati nefsaniyet terazisinde ölçenler gerçek düşüncenin ufkunu kendi dar ve sığ bakış açısına indirmiş ve “Benim üstümde hiçbir şey yok. Varsa da gerçek değil, olamaz...” demeye başlamıştır. Her dersini ilk dersiymiş gibi aşk ve heyecanla ve son dersiymiş gibi büyük bir mesuliyet duygusuyla veren kaç tane hoca var etrafımızda? Elimizden tutup bizi bir ilim, fikir, hikmet, edep, erdem, tahayyül ve tecessüs yolculuğuna çıkaran hoca sayısı neden yok denecek kadar az?
Akışı özünde olan çevherler değişerek kendilerine yabancılaşmazlar, tekâmül ederler. Tohum bir gün fidan olur, ağaç olur, çınara dönüşür; bu yolculuğun her aşamasında başka bir şeydir. Ama her aşamada ağaç olarak kalır ve kendini gerçekleştirir. Molla Sadra'nın cevherî hareket kavramı bunun nasıl cereyan ettiğini anlatır. Tabiat âlemindeki bitimsiz değişimin ve muazzam bütünlüğün sırrı buradadır.
Her an ihsan ve ikram ile bezenmiş hayat, bir rahmet ve bereket olarak varlığımızı kuşatıyor, derinleştiriyor, zenginleştiriyor. "Varlık rahmettir." Diyen İbn Arabî haklı..