"acı,insanı hiç beklemediği bir anda iyileştirir diyor heidegger.Çünkü gerçek şifa acının bitmesi değil,insanın o yaranın açtığı çatlaktan sızan hakikatle yüzleşmesidir"
Alıntı
Heidegger felsefesinde ve Daseinsanalyse literaturünde, depresyonun en derin ve en sarsıcı tanımlarından biri yapılmıştır:" Evsiz Kalmak" Depresyon insanın kendi varoluşuna aitlik hissini yitirmesi, bir anlamda "evsiz kalmasıdır"
Psikoloji
Reklam
Heidegger’in "dünyaya fırlatılmışlık" dediği durum gibi; İnsan, ne olduğunu tam çözemediği bir boşlukla, bir anlam açlığıyla dünyaya gelir. Çoğu insan bu boşluğu maddi nesnelerle, makamla veya geçici hazlarla doldurmaya çalışır. O noksanlık hissi, aslında bir eksiklik değil, Allah'ın içimize sığabilmesi için açılmış özel bir yerdir. Yani o boşluk, aslında O'nun varlığını hissetmemiz için ayrılmış bir alandır. Bu noktada devreye giren her şey ; alkol, anlık hazlar, bitmek bilmeyen kalabalıklar veya sürekli bir gürültü arayısı... aslında ruhun kendi gerçek sesini duymasını engellemek için kurulan savunma mekanizmalarından ibaret. İnsan, kendi içindeki sessizlikten korkar. çünkü sessizlik, insanın kendi noksanlığıyla baş başa kaldıgı yerdir.Ruhu sürekli eğlenceyle veya geçici tatminlerle meşgul etmek, aslında bir nevi uyuşturma yöntemidir. Bir insan neden sürekli gürültü ister? Neden hep bir kalabalığın içinde, hep bir hareket halindedir? Çünkü durduğunda, o boşluğun içinden yükselen "Ben neden buradayım ve bu noksanlık neden bitmiyor?" sorusunu duymaktan çekinir.kalabalıklar içinde yalnızlaşır, hazlar içinde daha da yoksullaşır ve asıl özlemini çektiği "evine" dönememenin verdiği o derin, tarifi imkânsız yorgunluğu taşımaya devam eder. İşte bu yüzden bu tarz yaşamları tercih etmek bundan hoşnut olmak çok ucuzca geliyor. Ruhundaki o boşluğu geçici hazlarla uyuşturmayı reddeden, gürültüye değil kendi hakikatine kulak veren o duruşlu insanları seviyorum.Tıpkı İsmet Özel gibi, "dışlanır mıyım" endişesiyle inandığı değerlerden ve hakikat çizgisinden bir an olsun taviz vermeyen, inancını bir konfor alanı değil, bir duruş ve cesaret nişanesi olarak taşıyan insanları seviyorum.Bu benim yaşam tarzıma ve inancıma uygun değil."diyebilen yürekli insanları seviyorum. Bir çizgisi, bir
1000Kitap

E

@buelka
·
İnsanoğlu yeryüzündeki uyanışına yaratılmış olduğunu farkederek varır. Ama iş burada bitmez, burada başlar. Çünkü yaratılmış olmayı kavramak aynı zamanda kişinin noksanını bilmesi demektir. Bu da bir arayışı gerektirir. Nedir noksan? Nasıl, neyle giderilir?
Alıntı
Noksanlık Martin Heidegger'e göre şu demektir: "birbirine ait olanın henüz bir arada olmayışı."
Sanat sanat için midir yoksa toplum için mi?
Bir sanat icra etmek Sadece şiir yazmak, şarkı söylemek midir? Aklına geldiği gibi yazmak, İçini dökmek de değil midir? Sanat sanat için midir, yoksa toplum için mi? Bireysel midir, yoksa topluluk mu? Gizli mi olmalıdır, yoksa açık mı? Kendi kendini avutmak, İçini dökebilmek de insanın sanatı sayılmaz mı? Bu kadar içe dönük, susan bir insanın içinde Kelimelerini dökebilmesi bile sanat değil midir? -EylülB75
Modern dünya, insanı gün geçtikçe yalnızlaştırmaktadır. Büyük kalabalıkların ve teknolojinin baskısı, insanoğlunu kendi özünden uzaklaştırmaktadır. “Herkes” gibi olmanın verdiği rahatlık, düşünmeyi ve sahici bir insan olmayı engellemekte ve böylece insanları birbirlerinin aynı haline getirmektedir. Bu insanlara kütle insanı diyebiliriz. Kütle insanı, hayatının herhangi bir gayesi olmayan ve kendini akıntıya kaptırmış insandır. Kendi varoluşunu ve realitesini gün geçtikçe kaybeden çağımız insanı benliğinin kaybolduğunun da farkında değildir. Bu anlamda Martin Heidegger Batı medeniyetinin ontolojiyi bırakıp varlığın merkezine epistemolojiyi yerleştirmesiyle büyük bir kırılma yaşadığını ifade eder. Bu büyük kırılma sonrasında insan sahici (otantik) bir varlık olma imkânından da uzaklaşır.
Felsefe
Reklam
Reklam