Selamlar, umarım değişen Dünya'nın karmaşasında boğulmuyorsunuzdur.
Bugün yeni bitirdiğim ancak biraz da bitsin artık dediğim bir kitaptan bahsetmek istiyorum.
BİR KADININ YAŞAMINDAN YİRMİ DÖRT SAAT
Açıkçası okuduğum her kitapta romantize edecek bir şeyler bulan ben nedense bu kitapla bir bağ kurup onu romantize edemedim. Fakat bu kitabı beğenmediğim anlamına gelmiyor elbette.
Kitaptaki kadın karakter kesinlikle boşluğa düşmüş ve düştüğü bu boşlukta bir yabancıya tutunmak için kendince sebepler üretmişti. Bana yabancı gelmedi çünkü bizlerde gün içinde tek kalmamak için kafamızdaki o sesleri susturmak için bazen müziklere bazen insanlara bazense işimize tutunuyoruz. Düşündüğünüzde tutunduğunuz o müzik, insan ya da işin bir anda sizi ortada bırakması, kurduğunuz hayal aleminden çıkarması ve dolayısıyla gerçeklerin yüzünüze çarpmasını sağlaması sizi daha da büyük bir boşluğa, umutsuzluğa yani tükenmişliğe iter.
İşte! Mrs. C'nin yaşamış olduğu da tam olarak budur. Eminim ki kendi dünyamızda da bunu yaşayan binlerce insan vardır sadece onlar bu olayı bu kadar edebi üstünlük ve zevkle anlatamazlar o kadar.
"Yalnızca tutkunun ne olduğunu hiç bilmeyen insanlar, nadiren bu duyguyu tattıklarında, belki de bu kadar çığ gibi ani, kasırgaya benzer tutku patlamaları yaşıyorlar."
"Bir kadının özgürce ve tutkuyla içgüdülerinin peşine takılmasını, genellikle alışılageldiği üzere, kocasının kollarında onu kapalı gözlerle aldatmasından daha dürüst bulurum."