B.G.K.O Çobanspor
Eskiden büyüklerin yanında çocuk sevilmezmiş.Sevmek ayıp sayılmazmış belki ama göstermek eksiklik gibi görülürmüş. Erkekler duygularını saklar, kadınlar sevgilerini sessizce taşır, çocuklar ise kendilerine uzanacak bir elin gölgesinde büyürmüş. Ben biraz o zamanların çocuğu oldum. Bana hiç sevgi vermedin diyemem. Aksine, senin sevgini hep hissettim. Başımı okşayan bir elden çok, sırtımda duran görünmez bir dağ gibiydi sevgin. Varlığını biliyordum ama dokunamıyordum. Beni ne kadar istediğini, dünyaya gelmem için ne kadar dua ettiğini, benim için ne kadar emek verdiğini büyüdükçe daha iyi anladım. Şimdi düşünüyorum da, belki beni sarılamadığın kadar sevdin. Belki bana söyleyemediğin her güzel sözü içinde taşıdın. O yük seni de yordu biliyorum. Keşke zamanın yönünü değiştirebilsek baba. Keşke yıllar geriye doğru akabilse. O eski günlerden birine gidip küçük ellerimi avucunun içine bırakabilsem. Markete giderken elimi tutabilirdin mesela. Bir çikolata seçmem için önümde bekleyebilirdin. Yol boyunca anlamsız şeylerden konuşurduk. Belki bugün hatırlamayacağım kadar sıradan bir gün olurdu ama insan büyüdüğünde anlıyor; özlenen şeyler büyük anılar değilmiş, küçük mutluluklarmış. Şimdi dönüp baktığımda en çok onları özlüyorum. Çocukken o hastane odasında bana verdiğin kan dolaşıyor damarlarımda. Belki de bu yüzden kendime baktığımda seni görüyorum. İnsanlara çabuk inanışım sende var. Sevilmediğim yerlerde kalmak için gösterdiğim o anlamsız direnç sende var. Kırıldığım zaman içime çöken o sessizlik, o inat, o vazgeçmeyiş sende var. Beni ben yapan ne varsa, dönüp dolaşıp sana çıkıyor yolu. Ve biliyorum ki ben aynaya baktığımda sende kendimi gördüğüm gibi, sen de bana baktığında biraz kendini görüyorsun. Belki bu yüzden birbirimize bu kadar benziyoruz, belki bu yüzden
Mesajını beklerim çünkü çok özledim sesini, çehreni, gülüşünü...
Birbirimizi anlayarak, bilerek, herkese, her şeye rağmen bizi kıymetli kılarak zamansız mekansız şekilde yokken dahi sevmesini bilerek, engelsiz şekilde bizi bize açarak, saygı duyarak...delicesine sevmeye bir o kadar da gözlerinin içinde sevilmeye hazırım hatta açım... (Sadece girememek değil olsa gerek senden tek ricam boş vakte gebe etme, dürüst şekilde hep söyle haber et, merak et ve edileceğini bil, hiçbir yeri engelli etme)
Reklam
Sevdiğimiz insanlar hep uzaklarda kaldı
Funda'dan...
​"Kadınlar hep aynı" cümlesi, dünyayı sadece tek bir renkten ibaret sanan kör bir bakış açısının, kendi sığlığında boğulma itirafıdır. Hayır, biz aynı değiliz. Cinsiyetimiz bir ortak payda olabilir ama isimlerimiz, cisimlerimiz, niteliklerimiz ve niceliklerimiz uçsuz bucaksız birer okyanus gibi birbirinden farklıdır. ​Bugün, sırf popüler kültürün ve dijital dünyanın ucuz algı oyunlarına kapılıp, edebiyatın ve düşüncenin kalesi olması gereken 1000Kitap gibi platformlarda bile porno yıldızlarını andıran profil fotoğraflarıyla var olmaya çalışanların yarattığı o illüzyon, hiçbirimizi bağlamaz. Kitapların kokusunu, bedenin teşhiriyle takas eden o akıl tutulması ve ahlak erozyonu, yalnızca sahibinin sığlığını gösterir; bir cinsiyetin pusulası olamaz. ​Unutulmamalıdır ki; her parlayan şey altın olmadığı gibi, her kararan toprak da değersiz değildir. ​Herkesi aynı kefeye koyup tartmaya kalkanlar, önce ellerindeki terazinin doğruluğundan şüphe etmelidir. Vitrinini ucuzlatanlarla, ruhunu kelimelerle zenginleştirenleri bir tutmak; sarraftan anlamayan bir nadanın, altın ile bakırı aynı maden sanmasından farksızdır. Bakır da parlar, ama oksitlenip yeşermesi ve değerini kaybetmesi an meselesidir. Altın ise çamura da batsa, dijital dünyanın dezenformasyonuna da uğrasa, o asil ve ağır duruşundan asla ödün vermez. ​Bizler ne birer şablona sığarız ne de birilerinin zihnindeki o tek tipleştirilmiş "kadın" figürüne. Bizi aynılaştırmaya çalışan o ilkel zihniyete inat; niteliğimizle, fikrimizle ve edebiyatımızla buradayız. ​Herkesi aynı kefeye koymadan önce, gözünüzdeki o sığ perdeyi kaldırın: Ve altını bakırdan iyi ayırt edin. Çünkü biz, sizin kolayca harcayabileceğiniz o ucuz madenlerden değil; işlendikçe değerlenen, okundukça derinleşen asıl cevherleriz. HEPİMİZ DEĞİL, ÇOK AZIMIZ
Bir daha yazmam demiştim, hâlâ sözümün arkasındayım aslında… ama insan bazen konuşmak için değil, içindeki yükü susturmak için yazar. Senden bir şey istemiyorum, geçmişi de açmayacağım. Sadece bilmeni istedim; ben seni unuttuğum için değil, içimde taşımayı öğrendiğim için sustum. İyi olmanı gerçekten istedim, hâlâ da istiyorum. Hesapsızdı bu sevgi. Ne yarını düşündüm ne de başıma ne gelir diye tarttım. Kalbimde ne varsa, korkmadan koydum önüne. Kendimi saklamadım, gizlemedim, eksiltmedim, olduğum gibi geldim. Sevmek buysa, ben seni tam da böyle sevdim. Yanlışlarım oldu belki ama sahte olmadım. Rol yapmadım, yarım sevmedim, kaçmadım. Bazen kelimelerim yetmedi sana. Bazen sustum. Ama bil ki sustuğum her anın içinde bile sen vardın. Sana alışmak kolay oldu; çünkü kalbim seni hiç yabancı saymadı. Ama senden vazgeçmek… İşte o, insanın sırtına dünyanın en ağır yükünü alması gibi. Şimdi bu satırları yazarken içimde kocaman bir boşluk var. Ne koysam dolmuyor, ne eklesem yetmiyor. Sesini koysam yetmeyecek, anılarını koysam taşacak bir boşluk bu. İnsan en çok, en çok alıştığı yoklukla sınanıyormuş. Bunu senden sonra öğrendim. Belki eksik sevdim, belki yanlış zamanda, belki de fazla derin… Ama seni sevmekten hiç pişman olmadım. Gözlerim doluyorsa sebebi pişmanlık değil. Canım acıyor evet, çok fazla acıyor… ama bu acı, gerçek bir şeye dokunduğumun kanıtı gibi. Zaman geçecek, biliyorum. Günler akacak, hayat benden güçlü olmamı isteyecek. Ben de devam edeceğim. Ama içimde senden kalan bir yer hep eksik kalacak. Bazı şarkılar yarım bitecek, bazı geceler uzun sürecek. Kalabalıkların içinde durup bir anda yalnız hissedeceğim; çünkü insan en çok, sevdiği kişinin yokluğunda yalnız kalıyor. Sana söyleyemediğim cümleler var. Dilimin ucunda kalıp geri dönen, “şimdi sırası değil”
Gözlerine kıyamam… Bazen bir şarkıda, bazen bir kokuda, bazen de hiç beklemediğim bir anda hep aklımdasın. İnsan gerçekten sevdiği birini kalbinden söküp atamıyor. Seni unutabileceğimi sandığım zamanlar oldu ama ne zaman kalbime dönsem, orada yine sana ait bir iz buldum ben Belki ikimiz de yorulduk. Belki ikimiz de kırıldık. Yaşadığımız hiçbir şeyin sıradan olmadığını da biliyorum Sen bana sevgiyi anlattın. Ben de sende, bir insanın başka bir insanda kendini evinde hissedebileceğini gördüm. O yüzden bugün sana ne bir sitem bırakıyorum ne de bir hesap. Sadece şunu söylemek istiyorum. Seni düşünmek hala içimi ısıtıyorsa, seni anınca hala gülümseyebiliyorsam, kalbimde sana dair güzel olan şeyler bunca zamana rağmen eksilmediyse… Demek ki sevgimiz sandığımız kadar uzaklara gitmemiş ve ben bütün kırgınlıklarıma rağmen, seni güzel hatırlamayı değil de güzel sevmeyi bilirim Ben de sana Gurban olduğum… Kalbim git dediğine bile sessizce KAL demeye devam ediyor (Bu arada buraya giremedim bir süre çünkü bağlantı sorunu dedi )
Reklam
Reklam