Daha cesur, daha sağlam, daha korkusuz, endişelerinden arınmış biri olmak isterdim. Hayatta kaçırdığım fırsatlara baktığımda bunun arkasında yatan nedenin hep kendi kendime inşa ettiğim korkularım olduğunu görüyorum. Evet kaygının artık bireysel bir problem olmaktan çıkıp toplumsal soruna dönüştüğü bir çağda yaşıyoruz. Hepimizin geleceğe dair endişeleri var, kaygı sarmalı içinde hapsolmuş gibiyiz.
Mesela ben bazen ortada herhangi bir tehdit unsuru, korkmamı ya da heyecanlanmamı gerektirecek bir şey olmadığı halde nabzımın hızlandığını, odaklanmakta zorlandığımı hissediyorum.
“Endişeli biriyseniz şu duyguyu iyi bilirsiniz: son derece güvenli yatağınızda uzanmış, gözleriniz açık yatıyorsunuzdur, içinizde bir korku vardır ve bu korku giderek artar. Nedeni gerçek olaylar değildir, olabilecek olaylardan korkuyorsunuzdur.”
Bu aslında sol beynimizin algıları fazlasıyla abartan, dengesiz bir düşünme biçimidir. Bunu fark ettiğimizde sağ beynimizi harekete geçirerek daha dengeli bir bakış açısını yeniden kurabiliriz.
Harvard sosyoloji mezunu, dünyaca ünlü yaşam koçu ve konuşmacı olan Martha Beck kaygı ile başa çıkma sürecini iki temel döngü üzerine kurar. Kaygı sarmalı ve yaratıcılık sarmalı.
“Sağ beynimi çalıştıracak şeylerle ilgilenmek, beni sol beynimin kaygı sarmalından çıkaracaktı.”
Yaratıcılık Sarmalı beynin sağ yarım küresiyle bağlantılıdır. Merak, keşif ve öğrenme yoluyla aktive edilir. Beck, kaygının panzehirinin kontrol değil, merak olduğunu savunuyor.
“Kaygı sarmalları bizi dünyadan uzaklaştırır. Yaratıcılık sarmalları bizi dünyaya yaklaştırır.”
Martha Beck New York Times çoksatanı ve Amazon 2025’in En İyi Kitaplar seçkisinde yer alan bu kitabında, dünyayı tehdit olarak algılayarak daralan bir bakış açısı yerine, merak ve yaratıcılıkla dünyayı genişleten bir bakış