Zaman geçip geçtiğinde ve o beklenen vuslat kapısına varıdılğında, varmak isteğin şey, uğruna zaman harcadığın, zihninde büyüttüğün, anlam yüklediğin o asıl mıdır yoksa sadece gölge mi bilinmez.
Bu düşünme biçimi akıl süzgecinden geçen mantık silsilesi. Lakin beklemenin başka ve asıl olan bi boyutu var ki o da gönül/ruh boyutudur. Ve maalesef ki sınırlı akledebilme istidadımızla aklettiğimizi sandığımızda (!) gönül mercî vukularda mahzun olmak kaçınılmaz oluyor.
Halbuki gelen her kimse ya da neyse 'başımın üstünde yeri var' teslimiyetine sarılabilsek 'Geldin ama bakalım gerçekten o musun, yoksa ben mi öyle sandım?'diye bir sorgulamaya hacet kalmayacak.
Beklenene hemen(!) sarılmayan, onu önce süzgecinden geçiren, mesafeli ve güçlü bir duruş (!) hatta insanın samimiyetini tartma bedbahtlığı gönül erinin ihlasına yakışmaz, yakıştırılmaz. Bilâkis gönül eri, kapının kendisiyle değil, o kapıyı çaldıran iradeyle ilgilenir.
Hfz.ش🌾
26.Haziran2026
18:58