Rakitin: Küçük Hesapların Adamı
İvan gibi büyük felsefi isyanları yoktur. O; her devrin adamı olan, rüzgar nereden eserse oraya dönen, makam, para ve statü için en yakın arkadaşını bile bozuk para gibi harcayabilen o tehlikeli bürokrat/fırsatçı tipidir.
Duygu ve Düşünce
Film tavsiyeleri
tarih ile inancın kesiştiği noktada, farklı perspektifler sunan güçlü filmler. `the message` / çağrı mustafa akkad'ın yönettiği film; islam'ın doğuşunu, ilk vahiyleri ve mekke'den medine'ye uzanan mücadeleyi anlatır. hz. muhammed (s.a.v) doğrudan gösterilmez; olaylar sahabeler ve dönemin önemli figürleri üzerinden aktarılır. anthony quinn'in canlandırdığı hz. hamza ibn abd al-muttalib (r.a)performansı özellikle akıllarda kalır. islam tarihini konu alan filmler arasında hâlâ en etkili ve en saygı duyulan yapımlardan biri kabul edilir. appraf.com/title/movie/cagri ` lion of the desert `/ çöl aslanı; ömer muhtar yine mustafa akkad imzalı film; italyan sömürgeciliğine karşı direnen omar mukhtar'ın hikâyesini anlatır. doğrudan dini bir film olmasa da inanç, adalet ve direniş temalarını güçlü biçimde işler. çağrı ile birlikte düşünüldüğünde, akkad'ın tarihî epik sinemadaki en önemli iki eserinden biridir. appraf.com/title/movie/col... `risen` / diriliş çarmıha gerilişten sonra kaybolan cesedi bulmakla görevlendirilen bir roma tribünü; basit bir güvenlik krizini çözmeye çalışırken kendi inançlarını sorgulayacağı bir yolculuğa sürüklenir. film, hz. isa'nın hayatını değil; diriliş iddiasını araştıran şüpheci bir askerin gözünden anlatılır. dini destandan çok antik çağ polisiyesi hissi verir. appraf.com/title/movie/yen... ` the passion of the christ` / hz. isa'nın çilesi mel gibson'ın yönettiği film; hz. isa'nın hayatının son saatlerini son derece sert ve çarpıcı bir dille anlatır. işkence, fedakârlık ve inanç temaları üzerine kurulu yapım; dini sinemanın en tartışmalı ve en çok konuşulan örneklerinden biri hâline gelmiştir. izleyiciyi rahatlatmak yerine yüzleşmeye zorlar. appraf.com/title/movie/-jxx1
Reklam
Sadri Alışık'ın "Ah Müjgan Ah" filmindeki "Hüsnü" karakteriyle bir meyhanede oturup alaturka müzik eşliğinde sabaha dek sohbet edesim var. Uşak ve Hüseyni makamları eşliğinde Hüsnü o kendine has üslubuyla kadehini hafifçe kaldırır, acı bir tebessümle yüzüme bakardı. Muhtemelen şöyle bir şeyler dökülürdü ağzından: "Be birader... Bizim Müjgan da gittiğinde dünya durdu sanmıştık. Bak, on yıl arayla aynı istasyonda bırakılmışsın. Üstelik ikisi de aynı toprağın, aynı şehrin kızıymış. Demek ki hikâyen hep aynı kapıya çıkıyor; biz sevdayı baş tacı yapıyoruz, onlar bir 'elveda'yı bile çok görüp selamı sabahı kesiveriyorlar." Çünkü Hüsnü de aşkın o kontrol edilemez, "mantık dışı" tarafında her şeyini kaybetmiş bir adamdır. Bizim şimdi sığındığımız o mantık ve görücü usulü fikrini, "Gönül ferman dinlemiyor ama zihin bari emniyet kemerini taksın istiyor insan," diyerek onaylardı. O masada sessizlik bile bir lisan olurdu. İki farklı devrin, aynı "unutulmuşluk" hissinde birleşen iki adamı... O alaturka nameler eşliğinde, o selam verilmeyen sokakların, o yarım kalan cümlelerin hesabını değil de, artık hiçbir şeyi umursamamanın o ağır huzurunu paylaşırdık.
1000Kitap
Ne demiştik ?! İlber telavive gömülmeli.
İtiraz ediyoruz! Hayatını İslam'a ve hususen Osmanlı'ya adayan Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan hocanın Süleymaniye Camii haziresine defnedilmesine müsâde edilmedi. Hayatını Osmanlı'ya, hususen Fatih Sultan Mehmed Han'a adayan Kadir Mısıroğlu, Fatih Camii haziresine defnedilmedi. Hayatını Osmanlı'yı ve İslam'ı müdafaa etmeye vakfeden, yazdığı kitaplarla ve yetiştirdiği öğrencilerle akademiye damga vuran Prof. Dr. Teoman Duralı hoca Fatih Camii haziresine defnedilmedi. Osmanlı'yı müdafaa eden Milli Görüş hareketini kuran ve Osmanlı'ya kalpten bağlı kadroların yetişmesine ön ayak olan Prof. Dr. Necmeddin Erbakan da Fatih Camii haziresine defnedilmedi. Ama kemalizme "kutsal" diyerek iman eden, “keşke İsrail’de okusaydım, keşke İsrail’de yaşasaydım” diyerek israili metheden, Filistin'lilere iftira atan.. Hem iktidara hem muhalefete boncuk dağıtarak her iki tarafa da şirin görünmek için kılıktan kılığa giren, her devrin adamı olan İlber Ortaylı ise Fatih Camii haziresine defnedilecek. Buna kim izin verdi? Sürekli elit, beyaz Türk olmakla övünen, halk'a tepeden bakan ve devamlı "cahil" diye aşağılayan bir monşer, nasıl Fatih haziresine gömülebilir? Ölmeden evvel Gelibolu'ya gömülmek istediğini açıkça vasiyet etmişken, bu nasıl görmezden gelinebilir? Olmadı adam kemalizm'i kutsal görüyorsa anıtkabir'e veya yakınına gömülebilir adamın kutsalına saygı gösterin. Üçüncü bir ihtimal; Madem israilde okumak ve orada yaşamak istemiş, en azından mezarı orada kazılabilir. Sultan Fatih'e "içkici" diyen bir şahsı Fatih Camisi haziresine gömmek hem İlber Ortalı'ya hakarettir hem de Sultan Fâtihe.. Buda böyle biline ..!
Boyun eğemem çünkü karşı çıkıyorum. Gururum, huysuzluğum ya da başka bir güdüm yüzünden değil ama ben karşı çıkıyorum. Film 📽 : Her Devrin Adamı
TÜRK EDEBİYATINDA FRANSIZ EDEBİYATI ETKİSİ ÇALIŞMALARI ÜZERİNE BİR İNCELEME İrem ÇANDIR Medeniyetler insanların meydana getirdiği bir dünyadır. Ve bu dünyanın kendilerine ait kültür, değerler ve bir yaşam tarzı vardır, zaman zaman bu insanlar birbirleriyle edebiyat, tarih ve sosyoloji kavramları içerisinde faydalı bir alışveriş gerçekleştirirler, Türkler ise edebiyat alanında en çok Fransız toplum ve kültüründen faydalanmıştır, hatta Türk Edebiyatı’nın büyük bir bölümünü Fransız Edebiyatı’nın örnekleriyle oluşturulmuş eserler oluşturur, Fransız Kültür’ü gerek dil gerek yaşam tarzı kıyafet ve eğlence, alafranga yaşam şekilleri ile Türk Edebiyatı’na etki etmiş ve bu batı mefkuresi dahilinde eserler kaleme alınmış gerçek hayata nüksetmiş ve batılı bir yaşam tarzına örnek olacak karakterler Osmanlı toplumu ve yaşam şeklini değiştirmiştir. Bir nevi o dönemin edebiyatı bir sosyal medya konumundadır. İnsanlar roman, tiyatro ve gazetede yer alan edebi yazılardan etkilenmiş. Ve bunların Türk Edebiyatı’na yansıması şeklinde Türk Edebiyatı’nın gelişmesine neden olmuştur. Tanzimat’tan sonra garp zihniyetini temsil eden mütefekkirler arasında Fransız inkılabından ve inkılabı hazırlayan mütefikkirlerden mülhem bir siyasi felsefe temayülü hakimdir. Şinasi, Ziya Paşa ve Namık Kemal’in makale ve eserlerinde bu eserlerden mülhem oldukları görülüyor. Fakat maalesef gazetecilik, vulgarisation seviyesini aşmıyan bu neşriyat arasında siyasi felsefeye dair ciddi tercüme ne de bir telif vardı. Bu devirde Ziya Paşa’nın tamamlanmamış Emile tercümesiyle, Rousseau’ya dair makalelerinde Ebüziyya Tevfik Mecmuasında ve Namık Kemal’in neşredilmemiş ve mühim bir kısmı kaybolmuş olan bazı tercümelerini ifade etmek gerekir. Rıza Nur “Namık Kemal” adlı eserinde şeraiti içtimai adıyla Contrat social’i
Reklam
Reklam