İslam ise hiçbir zaman sadece bir millet olmayı hedeflememiştir. İslam iyiliği emreden ve kötülüğü yasaklayan, yani ahlaki bir misyonu yerine getiren bir topluluk olmayı istemiştir.
Ancak kuran literatür değil, hayatın kendisidir ve O’nu bir düşünce sisteminden ziyade bir yaşam biçimi olarak görmeye başladığımız vakit, O’nu okumaktaki zorluk ortadan kalkar. Kuran’ın tek sadık yorumu hayatın kendisi olabilir, bildiğimiz gibi bu, Hz. Muhammed’in hayatıdır.
Hiçbir manevi teşvik, tutarlı bir materyalist felsefe ile açıklanamaz. Hümanizm, hümanizm parolalar, adalet, eşitlik özgürlük, temel insanlık ve vatandaşlık hakları gibi kaynağı yalnızca dinde olabilecek değerlerin savunulması da aynı çelişkinin eseridir. Elbette her insanın kendine göre en iyi şekilde yaşamaya ve isterse savunduğu öğretilerin aksine bir hayat sürmeye hakkı olduğu yadsınamaz. Ancak, dünyayı doğru şekilde anlayabilmek adına her araştırmacı, her analist için çağdaş dünyayı hakimiyeti altına alan fikirlerin gerçek kökenini ve anlamını bilmek büyük önem kazanmaktadır.