Tatar Gölü, kısaca yalnızlığın ve alışkanlıkların uyuşturucu
etkisiyle yaşamını sürdüren Giovanni Drogo'nun üzerinden bizi varoluşsal bir sorgulamayla karşı karşıya bırakıyor.
Tatar Çölü, yazar Dino Buzzati tarafından 1940 yılında
yazıldı. İkinci dünya savaşı döneminde çıkan kitap 1939
yılında "Son Kale" ismi ile yazıldı ama savaş dönemi
dolayısıyla kitap düzenlemelerle "Tatar Çölü" ismi ile
çıktı. Çok yönlü bir kişiliği olan yazarın mesleği gazetecilik,
savaşta da savaş muhabiri olarak görev yaptı. Hem
savaşı bekleme psikolojisini hem de dönemin akımı olan varoluşculuk akımını en güzel yansıtan eserlerden birini ortaya çıkarmış.
Tatar Çölü Teğmen Giovanni Drago'nun Bastiani kalesine
atanması ile başlıyor ve Drogo'nun hayatını anlatıyor.
Bir insanın beklenilen anlarla bulunduğu şartları nasıl tolere
edebileceğini, yalnızlığın insan üzerinde yarattığı etkiyi,
insan yalnız ve yaşamdan soyutken dışarıdaki yaşamın devam ederek bize nasıl daha da yabancılaşıp insanın
yalnızlığını perçinlediğini, varoluşumuzu bir yerdeki bir ana, habere, söyleme nasıl sıkıştırdığımızı kitap çok güzel
anlatıyor. Yalnızlaşan insanın kendi küçük dünyasında
oluşturduğu alışkanlıkların insanı nasıl uyuşturduğunu, dış
dünyayı nasıl kaçırdığını okuyoruz Giovanni Drogo'nun
yaşantısında.
Kitapta bu küçük dünya Bastiani kalesi oluyor. Tatar
Çölü'nün kıyısında kendi ritüelleri olan, hep aynı şeylerin
olduğu, Tatar Çölü'nün kuzeyinde olan küçük değişiklerin bu dünyayı sarsıp beklenilen anın diri tutulduğu, sonra tekrardan
o küçük dünyanın kendi ritüellerine dönülüp yılların geçtiği
Bastiani kalesindeyiz. Bastiani Kalesi içinde yaşayan herkesin bütün dünyası oluyor.
Bu yaşantıya girmiş insanlara bir şey yapamayız, Onlar kendi dünyasına hapsolmuş ve dış dünyadan soyutlanmış oluyorlar.
Çok uzatmayalım,