Bu oda dünyadan kaçılacak bir yalnızlık köşesi değil. Burada ona hoş geldin diyecek bir şey, ona her şeyi unutturacak bir bedensel dinlenme umudu yok. Yalnızca kendi huzursuzluğunun izlerini taşıyor bu dört duvar; bu çevrede biraz huzur bulabilmek için daha da fazla inmek zorunda kendi içine. Ama indikçe daha da az şey buluyor düşünmeye değer. Bu onun için yadsınamaz bir şey. Eninde sonunda kendini kullanıp tüketmek zorunda kalacak.
Ölümle başlamak. Uğraşıp yaşama geri gelmek ve sonra, en sonunda, yeniden ölüme dönmek.
Ya da: Herhangi biriyle ilgili herhangi bir şey söylemeye çalışmanın boşunalığı.
Kendi derisinin içinde duyduğu bu mutlak sıkıntı. Rahatça oturup şundan bundan konuşmayı, "gevşemeyi" beceremeyişi.
Onun yanında olmak insanı huzursuzlaştırırdı. Her an kalkıp gidebileceğini duyumsardınız.
Bulunduğu yerde olmak onun için olanaksızdı. Çünkü, yaşadığı sürece hep olduğundan başka bir yerde, burasıyla orası arasında belirsiz bir noktadaydı. Ama ne gerçekten buradaydı ne de gerçekten orada.
Hep ölümün beni uyuşturacağını, acıdan hiçbir şey yapamayacağımı düşünmüştüm. Şimdi ölüm gerçekleştiğindeyse, hiç gözyaşı dökmüyor, çevremde dünyanın yıkıldığı duygusuna kapılmıyordum.