Kendimi tokatladım, yanaklarım yanıncaya, kızarıncaya kadar. Var olan bir sükunet yoktu. Var olan bir durgunluk yoktu. Sadece benim içimde yoktu. Hiçbir güvenli liman. Hiçbir huzur. Hiçbir çözüm. Hiçbir eğlence.
Bunu gördüm şimdi, kendime baktığımda.
Umutsuz bir vakaydım.
Sanırım ölüm, bana ben çocukken gelmişti, savunmasız olduğum bir sırada, tamamen başka birinin ellerindeydim. Ve sonra o öldü. Hazırlıklı olmalıydım. Daha iyi anlamış olmalıydım.
Öyle miydi?
Ölümü zaptetmek için mi gönderilmiştim?
Bunu herkes anlayabilirdi, kimsenin üzerine alamayacağı bir görevdi bu.
Kimse bu görevi üstlenmemeliydi.