Sefil ama kibirli ölümlü! Senin aklın kendi içinde, kendi kendine mutlu olsun! Bedensel duyu ve yeteneklerin yerini, o engin boşluğu kendisine bahşedilen hangi kaynaklarla dolduracak acaba?
Damarlarımda telaşla akan kanı sadece irademle durdurabildiğim zaman, duygu ve tutkularıma da gem vurmayı umabilir miyim? Organlarımın yapısına uygun bir zevk vermeyen bir şeyden keyif almaya uğraşmalı, yeteneklerimi boşuna zorlamalı mıyım? Böyle yaparsam eğer, verimsiz çabalarım bana acı verebilir ama asla herhangi bir zevke ulaştırmaz.
Benim mutluluğum, özgün yaradılışım ve bünyeme bağlıdır. Ama buna etki edecek bir güç ve yetenek istiyorsanız, korkarım ki doğanın bilgeliği konusunda sizinkinden daha eksik bir fikir bulamam. Bırakalım işletsin büyük bir bilgelikle kurduğu mekanizmayı. Gördüm ki, bunu sadece ona karışarak bozabilirim.
Ve ne zaman ki acı ve üzüntü sabrımı çok aşıp beni hayattan bıktırırsa, o zaman en açık ve en net ifadelerle görev yerimden geri çağrıldığım sonucunu çıkartabilirim.
Öyleyse hayattan bıkmış, acı ve sefaletten şaşkın, ölüm korkusunu cesaretle yenmiş, bu acımasız dekordan firar eden o adamı, kutsalı koruma sorumluluğuna tecavüz ettiği için, evrenin düzenini bozuğu için yaratıcısının öfkesine maruz bırakan o ilkenin anlamı nedir?