Sait Faik Abasıyanık'ın bu eseri farklı hikayelerden oluşmuş bir derlemedir. Türk durum hikayeciliğinin önde gelen yazarlarından Abasıyanık çağdaş hikaye kültürümüze de büyük katkılarda bulunmuştur. Sizlere bu kitapla ilgili bazı gözlemlerimden ve düşüncelerimden bahsetmek isterim.
Özellikle İstanbul ve Adalar çevresinde geçen bu hikayelerde doğa, balıkçılar, insanlar ve onların iç dünyaları işlenmiştir. Doğaya verilen zarar, yalnızlık, adaletsizlik ve de iç huzur arayışı öne çıkan diğer unsurlardandır. Yazar bu hikayelerde genel olarak yaşadığı adadaki, bulunduğu ortamlardaki, şahit olduğu ya da kafasında olma ihtimalini canlandırdığı olayları betimlemiş, anlatmıştır. Yeri geldiğinde kullandığı balıkçılık terimleriyle de hem duruma hakimiyetiyle okuru kuşatmış hem de bizleri bu yolla hikayelerin içine çekmiştir.
Kitapta tek bir olay örgüsü olmadığından belli bir ana karakterden bahsedemiyoruz fakat hikayelerin hepsi yazar tarafından bize ilk ağızdan anlatıldığı için en önemli karakterin anlatıcı yani yazar olduğunu söyleyebiliriz. Benim gözlemlediğim kadarıyla Sait; sürekli bir iç huzur arayışında olan, ara sıra bu arayıştan ötürü gerçekten bıkkın bir hale düşen ve boşvermişliğe, yalnızlığa, o yalnızlığını kabullenişe kendini vuran bir adamdır. Etrafındaki insanları çok iyi gözlemler, tahminler yürütür, hayaller kurar. Bu insanlardan genelde çok hoşnut değildir ve kendine dönem dönem nispeten yakın bulduğu kişiler hakkında çoğunlukla hayal kırıklığına uğrar. Etkileşimde bulunduğu insanlarla ilgili daima öncesinde kendi kendine derin bir düşünme süreci geçirdiğinden her zaman arasında bir mesafe bırakır, bu şekilde iletişimlerinin bu genel bitişini tahmin edebilir ve artık bu hallere de alışkındır. Yalnız bir adamdır dedik, ayrıca pek de memnuniyetsizdir.