Kaybını arayan benzer bir kayıpla karşılaştığında bütün hezeyanlar için güneş yeniden doğar.
Duygu ve Düşünce
Ayşe Şasa "Ben imanla şifa buldum" demişti son röportajında. Hasta olduğunun dahi farkında olmayıp, varoluşsal hezeyanlar içinde çırpınan büyük bir kalabalığa verilmiş tek cümlelik, muazzam bir tefekkür dersi. Ben îmanla şifâ buldum...
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Yazdıklarımı küfürbaz James'e ithaf ediyorum.
Şimdi yollar gide gide kaybolduğumuz bir hezeyanlar yolculuğu; zihnimizde koca gürültüler ve bağırışlar eşliğinde. Düşman olduğumuz aynalar, silmeye çalıştığımız hatıralar bir yolculuktan ziyade yol olma isteği tarihin arka sokaklarında herkesin gelip geçtiği. Devrik cümleler, düşünmenin yok ettiği bir hafıza, yazmayan kalem, akmayan yazı, bitmeyen bir yaşam sıkkınlığı, Zamanın yok ettiği yaşama sevinci, yitirilen inanç ve sen ey insan her şeyi bağrından söküp sokaklara saçan. Kirli yüzler patlatılmış aynaların bile düzeltemediği. Körler sağırlar ülkesi, kilitli olmadığı halde çalınmadığı için açılmayan kapılar. Kaybolduğumuz eski bir atlas kenarları yırtılmış. Bir kol mesafesinde birbirine milyonlarca uzaklıkta zihinler ve samimiyetsiz bir salon kahkahası dünya kendi etrafında dönüyor sanan genç bir kızdan. Burası dünya burası insanların kendilerine fiyat etiketi biçtiği bir çağ. Veba bile öldürmedi bu kadar insanı, savaşlar, istilalar da. Bir ağıt diyorum bir ağıt herkesin kulaklarını tıkadığı. Duyulmayan bir çığlık, görülmeyen bir çürüme, anlaşılmayan bir söz, Tanrıdan bağımsız bir günahkarlar festivali. Burası dünya gece ve gündüzün eşit karanlıkta olduğu bir zaman dilimi. Karınca gibi küçülen insan toplulukları. Bir filin ayakları altında ezilen ve sonsuz ameliyatlarla bile düzelmeyen rengi kokmuş bir çimen. Ey heykelden öteye geçmemiş insan tanrıçalar ve tanrılar bu kendi ellerimizle çağırdığımız bir kıyamet ve değil senaryo. Kapatın ışıkları ve şu gürültülü yaşamı. Biraz uyumam lazım bu puştlar panayırında. James Joyce
Şöyle bi bakıyorum da Ne ben eski benim Ne olmak istediğim yerdeyim Ne de varmak istediğim noktada Söyle bi bakınca Ne kadar da çok yolum var aslında Onca düşmeler Onca kalkmalar Yanmalar, yakılmalar Yakınmalar, yıkılmalar Pişmanlıklar, hezeyanlar... Neredeyim ben Kimim ben Ne olmak istediğim kendimim Ne de kendime yaklaşabilmiş haldeyim, Olmak istediğim hâl mi değişiyor Yoksa zamanla yolum mu dönüşüyor İleri gidemiyorsam da Geriye gitmediğime şükretmeye niyetlensem, Kim bilir farkında olmadığım nice gerilemişliklerim vardır. Nerden bilebilir, kendi hakikatimi nasıl görebilirim ki Durduğum yerde duruyorum diye sevinebilir mi insan Sevinmeli mi Diyecek olsam, Durduğum yerde durduğumun, durabildiğimin garantisini nasıl vereyim Kim bilir hangi halde hangi ahvâldeyim En iyisi mi Ben kendimi eleklerden eleyeyim ...
Insan arkasında bırakacağı şeyler için üzülmüyorsa ölüm için sevinir. Ne çok endişe vardı... Korkular ve aslında hepsinin vaz geçilmez olmadığını bildiğin halde hala kurduğun veya kurmaya çalıştığın bağlar. insan bir kere düşünmeye başlayınca kara kara tüm dünya koca bor sahne, aldığı tüm nefesler de koca bir dramın parçası oluyor. Bu nedenle bırakmak ve gitmek kadar kalmak da normal geldiğinde insana, iyieştiğini fark ediyor. Alışık olmasa da, zamanla iyi olmayı da kabul ediyor. Demek başımızı döndüren onca duygu, sadece bizimle sınırlıymış. Terkedince insanı duygusal yoğunluk, insan da normal bir nefes almanın tadına varıyor. Üç nefeslik şu dünyada anlamda derinleşmek veya hakikati aramak tutkusu dışında süresiz düşünme azmini hak eden hiçbir şey yok. Heyecan ve hezeyanlar bizim yarattığımız sahnelerdir. Biz vazgeçersek dramdan, dünya sakin sukün ve huzurlu bir yalnizlıkta anlaşılmak ve aanlamlandırılmak için bütün kapılarını açar. Belki de bu nedenle artık şiir yazmıyorum. Beni zirveye veya dibe götürecek bir şeye ihtiyaç duymuyorum. Doğum ile ölüm arasında geçireceğim şu kısa zaman diliminde neden yaratıldığımı, amacımı ve kim olduğumu keşfedip gideceğim. Her şeyin böylesine basit görünmesi de üzmüyor beni artık. Basit olması sığ oluşundan değil. Onca seneyi üstüste yığmak yerine anlayıp sindirmmeyi, yüzleşip kabul etmeyi kendime düstur edinmemden. Artık her şey aslına dönmek, özüne ulaşmak ve hakikati kabul etmek için dönüyor etrafımda. Başka bir düşünce veya ama'lar yok artık. Sadece hem... hem veya ve ve... var. Ne güzel birleşiyor. Birleştiren ne güzel. Şükürler olsun.
Ehli Sünnet Müslümanlarına Hitap-2
Halicü’l - Arab sahillerinden esen ve para kokan cehennemi rüzgârlar ehl-i İslâmi yakıyor. “Allah göktedir”, diyen bid’atçilerin kitapları basılıyor. “Namazlar, duâlar, zikir meclisleri, evrâd okumalar tembellik çağının ürünüdür...” gibi hezeyanlar İslâmi hikmet diye halka sunuluyor. Hevâ ve rey eseri kitaplar tefsir diye yutturuluyor. Azılı mason Abduh’un hayranları, “Buhâri’de mevzu söz vardır” demekten utanmıyorlar. Tasavvufa, ehlullaha, İslâm büyüklerine kuduzca saldırılıyor. Yarı mühtediler, din bezirgânları, mâceracı ikbal avcıları, mukaddesat sömürücüleri orta­ lığı birbirine karıştırıyorlar. İslâmi uyanış hareketi dejenere ediliyor. Kâfirler manevralar çeviriyor; beyinsizleri yönlen­ diriyor. **Ey vicdan ve irfan sahibi Müslümanlar! Bu duruma lâkayd kalmayınız. İyiliği emr ediniz, kötülüğü nehye çalışınız. Böyle yapmazsanız siz de yanarsınız. Ehli sünnet inancı etrafında toplanınız. Bid’atçi, mezhebsiz, Teymiyeci, Abduhçu yıkıcı­lara cephe alınız, onları tecrid edip çanlarına ot tıkayınız. Mâceracılara paydos deyiniz.** Unutmayınız: Ehl-i sünnet müslümanları, en az bid’atçi ve sapık cereyanların mensupla­rı kadar faal ve cesur olmazlarsa beklediğimiz sabah olmayacaktır.
1000Kitap

EMRAH

@biristanbulbeyefendisi23
·
Ehl-i Sünnet Müslümanlarına Hitap
Tarih boyunca müslümanlar daima kendi hatâları yüzünden yıkılıp ezilmişlerdir. İçimiz­ den çıkan bazı beyinsizlerin cezasını bütün ümmet çekmiştir. Cengiz, Hülâgû istilâları, Haç­ lı Seferleri, Endülüs fâciası, Altınordu devletinin yıkılması, Balkan Harbi hep böyle olmuş­ tur. 1918’de Kudüs’e giren haçlı Allenby ordusunu davul zurna ile ve göbek atarak karşılayan beyinsiz arap milliyetçileri baksınlar şimdi Kudüs ne hâldedir? Siyasi plânda olduğu gibi dini - teolojik plânda da durum böyledir. Allah’ın ve Resûlü- nün rızasına uygun olan ehl-i sünnet müslümanlığını bırakıp da şeytani kaynaklı sapık cere­ yanlara kapılanlar yüzünden çok şeyler kaybetmişizdir. İlhamlarını, İbn Sebe melunundan ve benzerlerinden alanlardan İslâm’a fâide mi gelir hiç! Sabbah’ların, Torlak Kemâl’lerin, Ahdülvehhab’ların, Afgani’lerin, Kadıyani’Ierin ve ben­ zerlerinin peşlerinden gidenlerin, İslâm’a ve Müslümanlara verdikleri zararları kafirler asla ve­ rememiştir. Şimdi de, içimizdeki beyinsizler son İslâmi uyanış hareketini dejenere etmek için var güç leriyle çalışıyorlar.
1000Kitap