Bir keresinde bana,hiç umut olmayan bir durumda umut vermenin gaddarca olduğunu söylemişti.Bir daha yürüyebileceğini,eski haline geri dönebileceğini sanmıyordu.Ama bunun tam aksi olmuştu ve o umut ne kadar ufak,ne kadar imkansız olsa da hala hissedilebilirdi.
“Sen olsan hangi seçimi yapardın,Farley?“ Dikkatle ona baktım.Arkadaşım olabilirdi ama bu geri adım atmamı gerektirmezdi.
“Affedersin?“
“Sen olsan herkesin iyiliğini mi seçerdin? Yoksa Shade'i mi?“
”Seni bir kere öldürdüm,” dedi Lord Hükümdar,Kelsier'e bakarak.
”Denedin,” diye cevap verdi Kelsier,sesi güçlü ve sertti,meydan boyunca yankılanıyordu.
”Ama sen beni öldüremezsin,Lord Despot.Ben senin ne kadar çok uğraşırsan uğraş,öldürmeyi asla başaramayadığın şeyim.Ben umudum.”
”Bana bak,” dedi gözlerimin içine bakarak.Gözleri gecenin içinde alev alevdi ve içlerinde bir zamanlar bir ulusun tamamına kafa tutan aynı abimi gördüm.”Kalbini açmak zayıflık demek değildir.Yardım istemek erkekliğinden bir şey götürmez.Savunmasız olduğun zaman birinden yardım istemek.Ağlayacak bir omuza ihtiyaç duymak.Hiçbir şeyin ağırlığını tek başına taşımak zorunda değilsin.Beni anladın mı? Bir şeyi tek başına yapmaya zorlanmanın nasıl bir şey olduğunu biliyorum.Senin kendini asla böyle hissetmeni istemiyorum”
Kendimi gözyaşlarımın arasından başımı sallarken buldum,keşke ona daha önceden gitseydim,keşke her açıdan onun gibi olabilseydim.