Marie Lu

Marie Lu

Yazar
8.6/10
3.071 Kişi
·
6.484
Okunma
·
433
Beğeni
·
10306
Gösterim
Adı:
Marie Lu
Unvan:
Yazar, İllüstratör
Doğum:
Wuxi, Çin, 1984
Marie Lu (doğan Xiwei Lu), Amerikalı bir genç erişkin yazar. En iyi Legend dizisi için biliniyor, romanlar bir distopya ve militarized gelecekte ayarlayın. Romanlar, CBS Films tarafından üretilecek ve Jonathan Levine'in yönettiği bir filmin temelini oluşturuyor.
Lu Çin'de Wuxi'de 1984 yılında doğdu ve daha sonra Pekin'e taşındı. 1989'da ve ailesi, Tiananmen Meydanı Protestosu sırasında beş yaşındayken Gürcistan'da Birleşik Devletler'e taşındı. Güney Kaliforniya Üniversitesi'ne girdi ve Disney Interactive Stüdyolarında kaldı.
İlk kitabını yazmadan Lu, video oyun endüstrisi için bir sanat tasarımcısı olarak çalıştı.
New York Times'ta yazan eleştirmen ve yazar Ridley Pearson, Legend hakkında şunları yazdı: "Aşırı ambalajlanmış, aşırı sarılmış ilk romanlar, yayıncılar tarafından bir kötülük yapılmaktadır; denenmemiş yazarlar, bir şekilde tümüyle önsözlü yayın öncesi promosyon bombardımanının parlaklığını ve parlaklığını haklı çıkarmayı umuyorlar Çok fazla insan sadece ilgiyi hak etmiyor, Marie Lu'nun "Legend" için sadece ayağa kalkıp tezahürat yapabilirim. Keskin çizim, karakter derinliği ve duygusal yay ile güzel bir ticari kurgu örneği olan 'Legend', sadece aşırı ısrarla sağ kalmaz, haklı "
https://en.wikipedia.org/wiki/Marie_Lu
Adam güneşe dedi ki, "Ne kadar isterdim, ışığın hayatımın her gününe vursun!” Güneş de adama dedi ki, “Lâkin yalnızca yağmur ve gece hatırlatır sana benim ışığımı.”
Ölümün şimdiki zamanla geleceğiniz arasında dikkatlice çizdiğiniz tüm çizgileri kesip atma gibi bir huyu vardı.
Marie Lu
Yabancı Yayınları
Çünkü, bazen bir şeyi anlamak imkânsızdır. Bazen bir şeylerin gerçekleşmesinin bir sebebi yoktur.
...
...

Bazen bir şeyler sadece olur.
Marie Lu
Sayfa 14 - Epsilon Yayınları
"Sen de beni bırakmayacaksın değil mi? Annem ile babamdan daha uzun süre yanımda olacaksın değil mi?"
Metias alnımdan öptü. "Sonsuza kadar çocuk, beni görmekten bıkana kadar."
Marie Lu
Sayfa 46
360 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Son zamanlarda okuduğum en iyi bilim kurgu kitabı!
Warcross, dünyayı kasıp kavuran bir sanal gerçeklik oyunu. Genç dâhi Hideo Tanaka'nın daha 13 yaşındayken tasarladığı Nörolink gözlüklerle oynanıyor. Şimdiyse Hideo 21 yaşında ve bu gözlükler aracılığıyla dünyaya hükmediyor. Nörolink gözlük veya lensleri takan kişiler anında sanal evrene adım atıyor ve beynin istekleri doğrultusunda kendi evrenini kontrol edebiliyor. Bu yüzden Warcross sadece bir oyun olmaktan çıkıp adeta bir yaşam tarzına dönüşmüş. Hatta her sene dünya çapında profesyonel Warcross oyuncularının takımlar halinde mücadele ettiği turnuvalar düzenleniyor. Oyundaki amaç; kendi takımının cevherini kaptırmadan karşı takımın cevherini elde etmek.
Ana karakterimiz Emika Chen, çok iyi bir Warcross oyuncusu fakat maddî imkanı ve sabıka kaydı el vermediği için oyunu daima yasa dışı yollarla oynamış bir hacker. Ev kirasını ödeyemediği için atılmak üzere olan fakir hackerımız, değerli bir güçlendiriciyi çalıp satmak için Warcross açılış oyununa sızar. Fakat işler umduğu gibi gitmez ve oyunu izleyen milyonların gözü önünde kendini açığa çıkarır. Az öncesinde kimsenin tanımadığı bir hacker iken şimdi dünya gündemine oturan, en çok tıklanan isim olmuştur. Tabii bu duruma Warcross yönetimi de kayıtsız kalmaz, bizzat Hideo Tanaka, Emika'yı Tokyo'ya davet eder. Oyunu hacklediği için dava edileceğini düşünen Emika, kendini usta oyuncularla Warcross mücadelesinde bulur. Fakat artık peşinde olduğu şey paradan veya oyunu kazanmaktan çok daha fazlası; tehlikede olan hayatları kurtarmaktır.
—————————
Okuduğum ilk Marie Lu eseri ve HARİKAYDI! Yazarın zekasına hayran olmamak elde değil. Bu nasıl güzel bir kurgudur? Sürükleyici ve tutarsızlıktan uzak bir anlatımı var. Sayfaları heyecanla çevirdim. Emika karakterini çok sevdim Biraz asi, başına buyruk ve güçlü bir karakter Hideo da iyi hoş ama bazen anlam veremediğim davranışları oldu. Zaten iki karakterin çok çabuk yakınlaştığını düşünüyorum
360 syf.
Üç kitaptan oluşan seriyi ayrı ayrı yazmak yerine tek inceleme yazmanın mantıklı olacağını düşündüm.Çünkü tek bir hikâye söz konusu.

Yazarımız Marie Lu 1984 yılında Çin'de dunyaya geliyor ve 1989 yılında ailesi ile birlikte Amerika'ya yerleşiyor. Efsane kitabını yazmaya başladığında 14 yaşında olması beni çok etkiledi.Ve Efsane kitabı 22 yaşındayken basılıyor.2 sene sonra ardı ardına Deha ve Şampiyon kitapları yayımlanıyor.Amerika'da tutulan genç bir yazar olması başarısını ve azmini gösteriyor.Bence bu distopik seri filme dönüştürülmeli.Film için çok uygun ve kurgusu etkileyici.


Serimiz "Efsane, Deha, Şampiyon" üçlemesidir.
"Açlık Oyunları" , "Labirent" , "Uyumsuz" serileriyle benzerlik taşımasına rağmen kendine özgü bir hikâyesi var. Hikâyeye kısaca değinmek gerekirse;

"Birleşik Devletler gayriresmî olarak 1 Ekim 2054'te iki ülkeye ayrıldı ve 14 Mart 2055'te, resmî olarak batıda Amerika Cumhuriyeti ve doğuda Amerika Kolonileri oldu."

Kahraman dahilerimiz June ve Day. Hikaye kahramanlarımız tarafından sırayla anlatılıyor. Bu okumayı daha bir kolaylaştırıyor tabii ki. Yer Amerika Cumhuriyeti.
Ülke Cumhuriyetçiler tarafından yönetilmektedir. Deneme adında bir sınav ile okula öğrenci alınmaktadır.On yaşına gelmiş her çocuk bu sınava girmek zorundadır.Sinava girenler başarılı olduklarında okula alınırlar.Üst sınıf gen taşıdıkları düşünülerek özel olarak yetiştirilirler. Peki başarılı olamayanlar gerçekten çalıştırma kamplarına mı götürülüyorlardı?
Cumhuriyetçilere karşı olanlarda vardı elbette.Vatanseverler.Vatanseverler hükümete başkaldiranlardir.Bu başkaldırının sebebi doğru gitmeyen bir şeylerin olduğunu düşünmelerinden mi?
Yetmemiş gibi fakir mahallelerinde sürekli yayılan veba hastalığı.Kaynağını bulmanın zaman aldığı bir salgın.Peki bu gerçekten doğal bir süreç mi?
Ve tabii ki Cumhuriyetçilerin sürekli çekişme halinde oldukları Koloniler.Uğraşmak zorunda kalmaları yetmemiş gibi, savaş alarmları mı çalıyordu?

Sürekli bir adrenalin sürekli bir ters köşe.Neye inanıp güvende hissedeceğinizi bilemiyorsunuz çünkü yeni bir gerçekle karşı karşıya kalıyorsunuz.
Büyük bir mücadele, yaşanan acılar, gerçekler, söylenen yalanlar, gizlenen sırlar ve beklenmedik gelişmeler ve buruk bir son.

Ben okurken çok eğlendim.Dinlendirdi beni her nedense.Okursaniz büyük keyif alacağınızı düşünmekteyim.Hiç alıntı yapmadım ama Şampiyon kitabından bir kaç alıntıyla sizi başbaşa bırakıyorum.Keyifli okumalar.

●"Her yeni sabahla birlikte her şey tekrar mümkündür, değil mi?"

●"Doğru sebeplerden dolayı birini öldüren insanların sayısı çok azdır."

●"Zaman bütün yaraları iyileştirirdi. Fakat bunu değil. Henüz değil."

●"İnsanlar onlar için en iyisinin ne olduğunu bilmezler. Bazen onlara yardımcı olmak gerekir. Öyle değil mi?"

●"Mücadele etmek zorundayız sadece," dedim. "Ta ki savaşacak gücümüz kalmayana kadar. Hep böyle olmuyor mu zaten?"

●"Bana dünyada hâlâ iyiliğin olduğunu söyle. Bana hepimiz için hâlâ bir umut olduğunu göster."

En duygusal alıntı bu sanırım:

●"Merhaba," dedi. "Ben Daniel."
"Merhaba," diye yanıtladım. "Ben June."
Kitabi okudum ve çok güzel bir bilim kurgu kitabıydi. Açikcasi okurken cok etkilendim . Sayfalarin sürükleyici olmasinin yaninda cok sağlam bir kurgusu vardi.
Bence bilim kurgu fantastik tarzi kitaplar okumayi seviyorsanız kesinlikle okuyun derim
344 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Ya nası ya?Yarım saattir aynı cümleyi söyleyip duruyorum.Şu Marie Lu ya bir IQ testi yaptırsınlar merak ettim kaç çıkacak.Birinci kitabı sevdiyseniz ikinci kitapta ÇILDIRACAKSINIZ!
368 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Çok uzun zamandır Marie Lu okumaya başlamayı plandırıyordum.
Efsane serisi ile başlamayı planlarken Ahmet Şahin çekilişinden Genç Elitler ve Gül Cemiyeti’ni kazanınca önceliği onlara verdim. .
.
Kitaba resmen bayıldım. Yazarın dili anlatımı gerçekten çok güzel. Yazarın oluşturduğu Farklı bir dünya hiç görülmemiş karakterler olmasına rağmen ilk sayfalarda kitabın içine kolaylıkla girebiliyorsunuz. .
.

Konusuna gelecek olursak
Kanlı humma denilen bir hastalık var. Bu hastalığa yakalananlara Malfetto deniliyor ve ‘uğursuzluk, garabet, iblis’ olarak görülüyordu.
Hastalığa yakalanan tüm yetişkinler öldü. Genç ve çocuklarsa işaretli olarak hayatta kaldılar. Ve bazılarında farklı yetenekler ortaya çıktı bu yeteneğe sahip olanlara ‘Elit’ deniyor.
Ana karakterimiz Adelina kanlı hummadan işaretli kurtulanlardan. .
Genç Elitler olarak adlandırılan grupta kanlı hummada özel yetenekler kazanmıştır.
Adelina’a Bir gece yarısı yeteneklerini keşfeder ve bundan sonra hayatı hiçte eskisi gibi olmamaktır. .
.
Bittikten sonra hemen bugün #GülCemiyeti ne başladım. Çook güzel gidiyor. Hemen #GeceYildizi nıda alıp okuyacağım. •
360 syf.
·9/10
Efsaneden sonra sabırsızlıkla bu kitabı okumayı bekliyordum ve bir gün içinde kitabı bitirdim .
Efsane kitabında öne çıkan kişi Day'di. Deha' da ise June. Kitabı okurken bunu bariz bir biçimde anlıyorsunuz. June'un mantığına, kararlılığına hayran kalmamak mümkün değil.
Efsanedeki gibi kitabı iki farklı kişinin anlatması olay akışı, duyguların, düşüncelerin tamamen anlaşılması yönünden çok güzel olmuş.
Kitapta aşk üçgenleri, dörtgenleri olsa da çok öne çıkmadığı için beni rahatsız etmedi. Deha Efsane'den daha güzeldi diyebilirim.
Keyifli okumalar ..
360 syf.
·10/10
Biliyordum!
Marie Lu'nun beni hayal kırıklığına uğratmayacağını biliyordum. Aldığı her övgüyü hak eden bir kurgu gerçekten.

Yazığı her kitapla daha iyi bir yazar olan kadın; Marie Lu.

O kadar çok şeyden bahsetmek istiyorum ki, saçmalamaktan korkuyorum.

İlk olarak ebeveynler hakkındaki düşüncelerimi yazayım.
Yazarın yazdığı her kitapta kadın karakterlerin anneleriyle bir sorunu var. Bilmiyorum ilgimi bu çekti. İlk serinin sadece birinci kitabını okudum, Genç Elitler serisinde de biraz bu konu hakkında kafa yordum ama önemsemedim. Şimdi Warcross'u okuyunca dedim ki; Neden anneler, neden hep anneler?

Teşekkürler kısmında kendi annesiyle bir sorununun olmadığını anladım. Belki de annesi olmadan bile nasıl güçlü olduklarını anlatmak istiyordur kadın karakterlerinin. Bilemiyorum.

Şimdi bu kitap farklı bir dünya ve öyle bir kitap ki sadece -anlatılmaz, okunur- denebilir. Ben bu kitabı 5 tane müzik eşliğinde okudum. Bu benim (Bana Dokunma serisini saymıyorum, onun müzikleri bu kitabınki gibi tam oturmadı.) ilk başarılı müzik listem oldu. Her sahnede ne çalacağımı biliyordum, oyunlarda çalan müziğim belliydi. Hideo ve Emika'nın sahnelerinde genelde Daughter'ın Flaws'ını çalıyordum. Hatta bir yerde o kadar duygulandım ki…

Duygulanmamın nedeni Marie Lu'nun bu 'Hiçbir Şey İmkansız Değildir' anlayışı. Gerçekten bu düşüncesine, bu düşüncesini kaleme döküşüne hayranım. İşte Hideo ve Emika arasındaki o ilk görüşme beni benden aldı. İmkansız diye bir şey yok diye bağırıyor Marie Lu her kitabında.

Gül Cemiyeti'nin o manyak sonundan sonra Warcross deliceydi. Kitabın her sayfasını tatlı yiyormuşum gibi okudum. Ama o son bölüm… O son sayfalar… Biliyordum! Gerçekten biliyordum, anlamıştım. Ve tahmin ettiğim şeyin doğru çıkması kadar güzel bir şey yok.

Şimdi Marie Lu'nun, Sarah j. Maas ve Tahereh Mafi'nin erkeklerle alıp veremedikleri ne onu anlayamı… Anlıyorum aslında ve böyle yapmaları beni benden alıyor. Zaten kim ilk seferinde gerçek aşkını bulmuş ki.

Kitabın ne kadar iyi olduğuyla ilgili paragraflar yazabilirim ama gerek yok. Devam kitabını sabırsızlıkla bekliyorum. Daha zalim bir Hideo bizi bekliyor diye düşünüyorum bu arada.

Şu konudan da bahsetmek istiyorum, oyuncularla Emika arasındaki ilişkinin değişimini çok sevdim. Hideo ve Emika arasındaki ilişkinin değişimi hakkında çok önyargılı şeyler yazmak istemiyorum. Diğer kitapta neler olacağı belli değil çünkü.

Bir yanlış anlaşılmanın, böyle bir yanlış anlaşılma olacağını hiç düşünmemiştim. Kimin iyi adam, kimin kötü adam olduğu kafalarda soru işareti olarak kaldı diye düşünüyorum. En azından bende öyle kaldı.

Konu o kadar…yani konuyu açıklayacak kelime bulamıyorum. O kadar karışık, kör bir konu ki. Kimin haklı olduğunu uzun uzun düşünsem de işin içinden çıkamıyorum. Yine de Emika haklı. Evet evet, haklı.

Şu an yazmak istediğim bazı şeyleri unuttuğumdan eminim, şunu söylemeden bitirmeyeyim. Gerçekten kaliteli bir kitaptı. Okunması gereken ve tek başına okunmaması gereken bir kitap. Bir arkadaşımla birlikte okuyup, karşılıklı konuşmak isterdim. Hakkında tartışılacak çok şeyi olan bir kitap çünkü.
Müziklerden;
**Oynat bunu, bir şekilde tutsak oluveriyorum bu tehlikeli ve zorlu olan oyunda**

**Bu duyguyu hissediyorsan ellerini havaya kaldır
Evet evet evet
Bir adım, iki adım, hadi!
Bu gece sen, ben ve diğer herkes bağımlı olacağız.**

**Evet , herhangi bir yerde, her yerde ol
Tek yapman çağırmak
Ateşle oynanan bir oyun gibi,**

**Yıldızlara diliyor, senin ne olduğunu merak ediyorum
Ben bilmiyorum, O çok güzel
Belki benden biraz daha fazla parlıyordur**
344 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
10 yıldız 100 yıldız 1000 yıldız :)
Okuduğum en mükemmel ilk 5 seriye girdi bu kitap..
Warcrossu bitireli birkaç ay olmasına rağmen çok beklemediğim için mutluyum açıkcası.. Marie Lu gerçekten mükemmel bir yazar, kitap o kadae net zihinde canlanıyor ki, Nörolink evrenini yaşadım resmen.. 2 kitaplık bir seri olması tam kıvamında olmuş, ilk kitabın üzerine 2. Kitap zirve resmen.. Bu seriyi okuyun okutun, dilerim animesi, dizisi filmi herşeyi çıkar.. Mükemmeldi, harikuladeydi.. Alkışşşşlarrr Marie Lu'ya :))))
360 syf.
·2 günde·10/10
Oyun oynamayı çok seven bir insanım. Ama hiç kendimi bir oyunun içinde hissettiğim ve “Keşke gerçek olsaydı da oynayabilseydim!” dediğim bir kitap okumamıştım.

Ta ki Warcross’a kadar.

NöroLink adı verilen gözlüklerle ya da lenslerle gerçek dünyanın yanında bir sanal evren de sizinle beraber oluyor. Bu dünyada bir seviyeniz var ve yaptığınız şeylerle puanlar kazanıyorsunuz. Aynı zamanda bu gözlükle ya da lensle beraber bir oyunu oynayabiliyorsunuz.

Warcross.

Dünya çapında bir şampiyonası olan ve herkesin hayran olduğu bir deha olan Hideo Tanaka bu sanal gerçekliği yaratmış. Ve ana karakterimiz Emika Chen ile birlikte bu dünyaya adım atıyoruz.

Bir glitch ile hayatınız nasıl değişir böyle bir dünyada? Bunu çok güzel anlatmış. Çok sürükleyici ve karakterlerine bayıldığım bir kitap oldu.

Marie Lu’nun hayal gücüne yine hayran kaldım. Ters köşeleri çok iyiydi. İkinci kitabı hemen okumak istiyorum.

10/10
160 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Day ve June benim biricik aşıklarım. Hayat sizin için hep zor olmak zorunda mı? :(

Bayıldım. Çizimler çok güzel ve nefes kesici. Her şey hayal ettiğim gibiydi.

Benim favori serim olduğundan bu puan kaçınılmazdı.

10/10

Yazarın biyografisi

Adı:
Marie Lu
Unvan:
Yazar, İllüstratör
Doğum:
Wuxi, Çin, 1984
Marie Lu (doğan Xiwei Lu), Amerikalı bir genç erişkin yazar. En iyi Legend dizisi için biliniyor, romanlar bir distopya ve militarized gelecekte ayarlayın. Romanlar, CBS Films tarafından üretilecek ve Jonathan Levine'in yönettiği bir filmin temelini oluşturuyor.
Lu Çin'de Wuxi'de 1984 yılında doğdu ve daha sonra Pekin'e taşındı. 1989'da ve ailesi, Tiananmen Meydanı Protestosu sırasında beş yaşındayken Gürcistan'da Birleşik Devletler'e taşındı. Güney Kaliforniya Üniversitesi'ne girdi ve Disney Interactive Stüdyolarında kaldı.
İlk kitabını yazmadan Lu, video oyun endüstrisi için bir sanat tasarımcısı olarak çalıştı.
New York Times'ta yazan eleştirmen ve yazar Ridley Pearson, Legend hakkında şunları yazdı: "Aşırı ambalajlanmış, aşırı sarılmış ilk romanlar, yayıncılar tarafından bir kötülük yapılmaktadır; denenmemiş yazarlar, bir şekilde tümüyle önsözlü yayın öncesi promosyon bombardımanının parlaklığını ve parlaklığını haklı çıkarmayı umuyorlar Çok fazla insan sadece ilgiyi hak etmiyor, Marie Lu'nun "Legend" için sadece ayağa kalkıp tezahürat yapabilirim. Keskin çizim, karakter derinliği ve duygusal yay ile güzel bir ticari kurgu örneği olan 'Legend', sadece aşırı ısrarla sağ kalmaz, haklı "
https://en.wikipedia.org/wiki/Marie_Lu

Yazar istatistikleri

  • 433 okur beğendi.
  • 6.484 okur okudu.
  • 208 okur okuyor.
  • 3.644 okur okuyacak.
  • 104 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları