- Bir sigara verir misin?
- Hani içmiyordun?
- Ee, arada bir içeceksin ki ruhun şâd olsun.
- Onu ölenlere demiyorlar mı be!
- Hangimiz yaşıyoruz ki be baba..
- Aaa olaya gel.. Deminki vaiz, birden sokak serserisi gibi konuşmaya başladı.
- Sokak serserisi olmak iyi değildir. Fakat serseri yaşamak insanı bilge kılar.
- Her zaman değil.
- İlk defa sana katılıyorum sanırım. Hadi ver artık şunu!
- Al bakalım.
- Hhhh.. Hüüfff.. Çok seviyorum be şunu.
- Ama sana zarar veriyor.
- Biliyorum. Ama ilginç olan şu ki, ben bağımlı değilim, keyfi içiyorum.
- Büyük bir keyifle öleceksin yani.
- Ulan ölümden ne korktun be çocuk?!
- Elimde değil. İsyan da edemiyorum. Muhatabım yok. Bağırsam sesimi duyan yok. Sanki duvarlara konuşuyorum.
- Onu aramadın mı?
- Kimi?
- Dostum diyordun ya hani. Seni en çok o anlıyormuş... Görüştüğünde göklere uçuyordun?
- Cevapsız sohbetler yapıyoruz artık. Yazıyorum ama dönmüyor. Arıyorum ama açmıyor.
- Seviyor.. Sevmiiiyoor.. Hah-ha!
- Gülme be salak!
- Tamam lan tamam.. Üzülüyorum be çocuk sana!
- Neden?
- Çok safsın. İyisin. Pırıl pırıl bir çocuksun ama hayat sana çok dangoz be oğlum..
- Saftım. Di'li geçmiş zamanlardaydı onlar. Şimdi türbülansa girmiş gibi ruhum. Gökyüzü açıkken bile korkuyorum.
- Vayy.. Vayy, vayyy... İfadeler muazzam..
- ..
- Şu gençlere baksana. Hayattan ne kadar da KEYİF alıyorlar, gülüyorlar, mutlular..
- Keyif derken vurguladın. Valla sana gerçekten özeniyorum. Hiç mutsuz olmaz mısın sen? Keder hiç çalmaz mı kapını be adam!