Ana rahminden lanetli, ve çürümüş yaşam denen kuru ve kokuşmuşluk içinde insan cesetleri arasında kendimizi bulduğumuz ilk andan itibaren varoluşun soğuk elerini vücudumuzda hissederiz. Düşünen zihinlerin beynini kemiren, cevabı olmayan ve varoluşun birer kölesi olacağımız, bizi yıkıma uğratacak düşüncelerimizi esir almaya başladığı o kutsal soru gelir; Kim bu çıplak ve ölü insanlar ? Yaşam denen kirli nehirde niçin yüzmeliyim? ...
Yaşamlarımızın Rüzgarın tükürüğüyle ağaç anadan kopup bilinmezliğin kucağına doğru yol alan yaprağa benzeten bu olağanüstü eser. Ham varoluşumuzun bize sunduğu tek mirası mutsuzluk şerbeti olduğunu şerbetten bir kadeh içtiğimizde yaşamın cennetinde bize düşman olan düşüncelerimizle sonu gelmeyen bir savaş vereceğimizi sunuyor.
Sevgiyle tavsiye ederim. İyi okumalar :)