on üç hikâyeden oluşan, bildiğimiz anlatı türlerinden farklılık gösteren bir kitap. Hikâye olmasının yanında; aynı zamanda biyografi, anı, gezi yazısı, söyleşi diyebiliriz.
İstanbul’ u ruh hali olarak sunan bir kitap var elimde. yazarın dili yoğun, zaman zaman şiirle harmanlamış öykülerini.
Necip Fazıl’ın taksiden indiği, Sezai Karakoç’un Cağaloğlu yokuşunda gülümsediği, Edip Cansever’in bir şiirle araya karıştığı metinlerde edebiyatın İstanbul’ la birleştiği karaktere dönüşmesi…
İstanbul’u seven, edebiyatla yol almış ve kelimelerin içini doldurabilen herkese tavsiyemdir.
Metin Önal Mengüşoğluİstanbul Hikayeleri
ey özlenen zamanla şimdiki zaman arasında çırpınan yeryüzü… senin mutsuzluğundan başka bizi bu cehennemden çıkaracak bir bilgi var mı, gözyaşlarıyla sulanmış o derin yalnızlıklarında…
şimdi dünya herkesten yapılmış bir gönül yorgunluğu. şimdi dünya soğuk. insan büyüdükçe bir bir ayrılıyormuş sevdiklerinden. insan güzellikten önce korkuyu görüyormuş. şimdi dünya eşiklerde bir salkım gözyaşı. kimse odalara sığmıyor. yollar bir yalnızlık ıslığı. herkes topuklarında bir tomurcuk arzuyla uyuyor. şimdi dünya başsız sonsuz bir alın çizgisi.