Hain, cadı, lanetli yaratık. Tüm bu kelimeler aklına hücum etti ama başka sözcükler de geldi: güzel, çekici. Röedfetla, demişti Matthias ona; küçük, kırmızı kuş. Grisha Sınıfı’ın renginden esinlenmişti. Sevdiği renkten.
Matthias yine rüya görüyordu. Rüyasında onu görüyordu.
Bütün rüyalarında onu avlıyordu. Bazen baharla yeşeren çayırlarda ama çoğunlukla buz tarlalarında; kusursuz adımlarla iri kayalardan ve derin yarıklardan kaçınarak. Hep kovalıyor ve hep de yakalıyordu. İyi rüyalarında onu yere çarpıp boğazlıyor, yüreğinde intikamla, gözlerinden hayatın çekilişini izliyordu; nihayet, nihayet. Kötü rüyalarında onu öpüyordu.
"Her insan bir kasadır; sırlar ve özlemlerin içinde saklandığı. Kimileri kaba kuvvet kullanırlar. Ben ise daha kibar bir yaklaşım tercih ederim; doğru zamanda, doğru yere doğru baskıyı uygulayacaksın. Hassas bir iş."
"Hep benzetmelerle mi konuşursun, Bay Brekker?"
"Ben benzetme yapmadım."
"Bir gün bu yaptıklarının bedelini ödeyeceksin, Brekker."
"Evet, ödeyeceğim, bu dünyada adalet diye bir sey varsa elbette. Fakat bunun ne kadar düşük bir ihtimal olduğunu hepimiz biliyoruz."