Tabii bu romanda olaylar Amerika’da geçiyor. Yani sözümüz meclisten dışarı… Peki Türkiye’de neler oluyor? Bana kalırsa Türkiye hâlâ daha masum. Belki de sadece milyonları döndürecek bir okur endüstrisi yaratamadığı içindir. Bence Türk yayın dünyasının en büyük sorunu tam da bu, ekonominin ve hesapların küçük olması. Hele enflasyonun başa bela olduğu şu son birkaç yıla bakarsak… Bir yayınevi kitabı basıyor diyelim. Üzerine bir etiket fiyatı koyuyor. Ama o fiyat baskıdan altı ay sonra aynı değerde olmayacak. Kitaplar bir yıldan fazla stokta kalırsa tümden zarar. O zaman ne yapmalı? Azar azar basmalı toptan toptan satmalı. Son yıllarda ortalığı kişisel gelişim kitaplarının sarmış olmasının asıl nedeni bence okurdan çok yayınevlerinin “toplu satış” ihtiyacıdır. Alanında uzman takipçisi bol bir yazar bul, ki satsın. Hatta bizzat bu işe odaklansın, stokları hızla eritsin. Yayınevi çok mu suçlu? Bence çaresizler. Ama olan öyküye, romana, yazarına oluyor.
Benim romanın basılma süreci de epey maceralı geçti. Bu süreçte beni en çok şaşırtan şey; özellikle son on yılda ortaya çıkan çok sayıda iyi yazarın varlığından hiç haberdar olmayışımdı. Hak ettikleri okur sayısına erişememişlerdi çünkü yayınevinden kitabevlerine kadar engelli koşuya benzeyen bu garip süreçle uğraşmaya ya mecalleri kalmamıştı ya da hiç hevesleri yoktu.
Yine de ümitsiz değilim çünkü yaşam bizi değiştiriyor. Üzerimize boca edilen kişisel gelişim kitapları artık kimseye eski tadı vermiyor. Hızla üretilme kaygısı hepsini birbirine benzetiyor. Ne seninle ne sensiz dedirten yapay zeka algoritmaları tepelerinde Demoklesin Kılıcı gibi sallanıyor. Hal böyleyken ben derim ki; bildiğimiz dünya ayaklarımızın altından kayıp giderken edebiyatın kapı açtığı başka dünyalarda kendimizi bulmak iyidir. Bence bu arayışta yalnız değilim. Son zamanlarda fark ediyorum da, Kırmızı Buğday gibi Türk edebiyatına yeni soluk katan romanlar, öyküler ışıklı panolarda kendilerini göstermeye, satış listelerinde yükselmeye başladı. Ortalık öykü yarışmalarından geçilmiyor. İnsan mükemmelliğinin değil de özgünlüğünün ifadesi olarak edebiyat altın olmasa da yeni bir gümüş çağa giriyordur belki de… Sarı Yüz’ün de bu anlamda bu kadar satmış olması iyiye işaret.
Darısı kenarda köşede biten ayrık otlarının başına…