“Koşturup duruyoruz çünkü dönüp de içimize bakarsak hiçbir şey bulamamaktan, tüm bu anlam arayışının boş bir çaba olduğunu görmekten korkuyoruz. Kendimizi oyalıyoruz ki bu koşturmacanın aslında ne kadar boş olduğunu düşünmeyelim, tıpkı gübreden yuva inşa eden bok böcekleri gibi… Onlar da durup, “Hey! Bir dakika! Neler oluyor burada?” diye düşünmezler.
Tatil günümde uyanıp yataktan kalkınca o gün yapacak önemli bir şeyimin olmadığı fark etmek beni panikletir. Belki de bu nedenle ben ve tanıdığım benim gibi insanlar sonu gelmeyen “yapılacaklar” listeleriyle kendimizi meşgul etmek zorunda hissediyoruz. Bizim Tanrı’mız meşguliyet, biz ona tapıyoruz. İnsanlar bana meşgul olup olmadığımı sorduklarında onlara, “O kadar meşgulüm ki iki kalp krizi geçirdim, yanıtını veriyorum. Onlar da beni bu başarılarımdan ötürü tebrik ediyorlar.
Programı en yoğun olan kişilere büyük saygı duyuyoruz. Ne kadar meşgulsen insan olarak statün de o kadar yüksektir. Bu fenomenden muzdarip olanlarımız bu “yapılacaklar” furyasına kendilerini öylesine kaptırmış durumda ki sırf iç dünyamıza bakıp aslında hiç de önemli olmadığımızı fark etmemek için kendimizi hasta edene kadar çalışıyoruz. Peki, sonuçta kazanan kim oluyor? Meşgul, koşturan insanlar mı? Belki de tüm gün bir kayalığın üzerine oturup balık tutacak veya meltemin tadına varacak vakti olanlardır… Gerçek şampiyon kim? Lütfen, Tanrım, doğru“ cevap balık tutan adam olmasın.”
Henry Ford: “Büyük boyutlarda bir araba üreteceğim. Bu araç hem bir aileyi alabilecek kadar büyük olacak, hem de tek kişi tarafından kullanılabilecek; bakımının yapılabileceği kadar da küçük olacak. En iyi malzemelerle imal edilecek, en iyi adamlar tarafından birleştirilecek ve modern mühendisliğin becerebileceği en basit tasarımlarla yapılacak. Fakat aynı zamanda fiyatı da o kadar düşük olacak ki, iyi bir maaş alan kimse bu arabayı almamazlık yapmayacak ve Tanrı’nın bütün açık arazilerinde ailesiyle birlikte zevkli saatler geçirecek.”