Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.
Kitaba başlarken cidden bi an algılama problemi mi yaşıyorum demekten alıkoyamadım kendimi, çünkü kitap bir masalla başlıyordu akışı nasıl etkileyecek diye bayağı düşündüm açıkçası ancak kitabın sonlarına doğru yaklaştıkça masalın sırrını çözdüm ve kitabın konusuyla ne kadar da bağlantılı olduğunu gözlemledim ve bu beni kitaba daha çok yakınlaştırdı.Kitap adeta hayal ile gerçek arasında köprü görevi üstleniyordu.
"Bu roman hakikatlerin hayalle süslenmesidir" kitabı okuyanların şüphesiz altını çizdiği ilk cümle bu olmuştur.
Başından sonuna kadar hiç kopmayan,insanı bir duygu eşiğine getirip sonra da oradan inmesine izin vermeyen bir eserdi.Psikoloji,tarih,felsefe aşk, acı,kendinden kopuşlar,akıl ve idealler savaşları öyle güzel işlenmiş ki kitabı elimden bırakmak istemedim.Kitapta etkileyici çok fazla cümle vardı bu da bende aynı şeyi defalarca okuyup her seferinde tekrar okuma isteği uyandırdı.
Nesilden nesile aktarılan bu ruh göçünün mazisi iki bin yıl olan bu eserde yazar, yer yer şiirleri ile adeta ruha dokunuyordu. Nihal Atsız'ın Selim Pusat'ın iç dünyasındaki çelişkileri önümüze bu denli gerçekçi serişini çok beğendim, kitabı okurken insanın kendinden pay çıkarmaması elde değildi.Ennihayetinde hangimizin ikilemleri, acı yanları, anlamı kayıp kederleri yoktu ki zaten. Olmaması için de ruhsuz olmak lazım galiba.
Final kısmına gelince zaten ağzınız açık kalacak bu ne ya falan diyeceksiniz kendinize, hayal mi gerçek mi diye çelişeceğiniz anlar olacak veee bu anlamda Ruh Adamın kesinlikle ruhsuz olamadığı serilecek gözlerinizin önüne.
Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Bugüne kadar okuduğum en