İster ütopya deyin ister distopya deyin isterseniz bilim kurgu edebiyatının kült eserlerinden biri deyin ama ben de Le Guin gibi ikircikli ütopyaya hoşgeldiniz diyorum. "Bir duvar vardı önemli görünmüyordu kesilmemiş taşlardan örülmüş kabaca sıvanmıştı... ama fikir gerçekti. Önemliydi. Yedi kuşak boyunca Dünyada daha önemli bir şey olmamıştı...Bütün duvarlar gibi iki anlamlı iki yüzlüydü diye devam eden kitabın temel metaforlarından biri olan ve oldukça derin anlamlar yaşıyan bu duvar ile başlıyor hikaye. Urras, Anarres'in; Anarres'te Urras'ın uydusu olan iki farklı gezegen nasıl bir duvardan bahsedilebilir ki. Bu duvar Anarres'teki uzay limanını çevreleyen gerçek bir duvar aslında bu liman Uras'tan gelen mal ve kişilerle temas kurulan tek yer ancak bu duvar bir de ideolojik bir bariyeri temsil etmektedir. Anarresliler için bu duvar kendilerini Urras'ın yozlaşmış sisteminden koruyan bir güvenlik hattı. Ancak bu güvenlik hattı onların tüm evrene de kapatmış farklı fikirleri ve gelişmeleri engelleyen bir hapishane haline gelmiştir. Onları aynı zamanda değişimden, iletişimden ve ilerlemeden izole etmiştir "Kendimizi korumaya çalışırken farkında olmadan kendi hapishanemizi inşa ediyoruz" diyerek yazar bunu açıkça belirtmektedir. 170 yıl önce Anarresliler, Urras'tan Anarres'e göç etmişlerdir bu göç anarşist bir devrim hareketidir. Odo adlı bir kadının fikirleri etrafında örgütlenen insanlar baskıya uğramaya başlamışlar ve daha sonra Uras'ın uydusu olan kaynak açısından fakir iklimi zor yaşam koşullarının kötü olduğu bir gezegen olan Anarres'e göç etmişler burada amaç hiyerarşi, mülkiyet ve devlet baskısı olmadan yeni bir toplum kurmaktır. Urras kapitalist bir sistemle yönetilirken Anarres'te devlet ve hükümet yoktur. Para, özel mülkiyet yoktur her şey ortaktır ve eldeki