İnsan, farkında olarak ya da olmayarak, ölümüne hazırlanır hep. Bazıları bunu bilir; bazıları ise bilmiyormuş gibi yapar. Yaşımın kendisi bile değerlidir artık, çünkü ölümlü olduğunun farkındadır. Ölüm, yaşımın en ciddi meselesidir. Öte yüzüdür; öte yakası, öte deneyimidir. Bir “öte”yi anlamaya çalışmaktır aslında: karanlığı aralamak, sessizliğe varmak.
Sözlükte ölüm, yaşamsal fonksiyonların sona ermesi olarak tanımlanır. Oysa geniş anlamıyla ölümün tek cümlelik bir karşılığı yoktur. (biyolojik anlamda, duygusal anlamda, felsefi anlamda)Kısacası ölümü tek bir yoruma sığdıramayız.
Ölüm aslında tek yüzlüdür: bitiştir, dönüşümdür, geçittir. Ama biz onu bazen yokluk, bazen kurtuluş, bazen kavuşma, bazen ceza, bazen barış olarak anlamlandırdığımız için iki yüzlüymüş gibi görünür.
Gospodinov’un romanında ölüm hem kaçınılmaz bir son hem de insanı hafifleten bir geçiştir. Bahçıvan yalnızca ölümü anlatmaz; onu öğretir. Oğul
ise aynı ölümü hem korku hem de kabulle karşılar. Ölümün iki yüzlülüğü tam da burada belirginleşir.
Türk edebiyatında Yaşar Kemal, ölümü toprağın yeniden canlanması olarak düşünür; böylece doğa ile ölüm-yaşam döngüsü arasında güçlü bir bağ kurar. Bu yaklaşım, Gospodinov’un bakışıyla da büyük ölçüde örtüşür.
Peki, ölüm neden özellikle bahçıvan figürü üzerinden anlatılır? Çünkü ölümü anlamadan onunla yaşamayı öğrenmenin ve hayatı yeniden inşa etmenin en sahici yolu budur. Bahçıvan için ölüm bir son değil, bir dönüşüm işidir. İnsan, kendi ölümünü bitkilerin ölümünden öğrenmeye çalışır. Bahçıvanın mesleği, ölümü daha yumuşak, daha kabul edilebilir bir dilde kavrama çabasına dönüşür.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,3bin okunma