Hayatım, başından beri muazzam bir şeyi bulmanın cereyanı içinde akıyordu. Su veya bu miskin vesilenin hassasiyeti içinde birini anıyordum.
BİRİNİ
O, kim mi?
Allah'in Sevgilisi...
Sonsuzluk ikliminin batmayan güneşi ve ebedilik sarayımın paslanmaz tâcı...
Tek dâva O'nu bulmakta, bulduracak olan bulmaktaydı.
Binbir istikâmette seke seke, sağa sola büküle büküle, renkten renge bulana bulana, hiçbir şeyden habersiz ve insandaki meccani emniyet ve bedahet saadeti karşısında şaşkın, hep o BiR etrafında helezonlar çizen bir hayat...
Benim hayatım budur!
Bu sağanak dinmeyecek mi? Küçücük gövdenle Tekne, deniz, rüzgar olmaya kalkışıyorsun;
Çünkü gözlerin deniz gibi hâlâ gelgit hâlinde,
Gövden yelken açmış bir tekne gibi bu tuzlu tufanda,
Rüzgârsa iç çekişlerin; ortalık birden durulmazsa,
Rüzgâr gözyaşlarınla, gözyaşların rüzgârla çoştukça Alabora olur fırtınaya tutulmuş teknen.
Ee hanım, kararımızı bildirdin mi ona?