Çok uzun yoldan geliyorum
getirdiklerim cebime sığamayacak kadar büyük,
görenin aşina olduğu kadar da bariz..
Öyle ki, daha büyüğünü görmedim ve daha güçlüsünü.. göremeyeceğim de..
Bu en uca kadar gidip, sonun başlangıcını, uçurumu görmek gibi bir şey.. daha ötesinin olmadığını bilmenin rahatlığı..
elimdekileri de ancak ben getirebilirdim zaten.. başkası aynı şeyleri de verseydi bana, gördüklerim bir ayna misali farklı olurdu.. zaten sonunda hepimiz birer yansıma getiriyoruz ellerimizde.. sonra diyorum ki, aynada tüm marifet, sırlı diye boşuna demiyorlar..
“Denize in, orada bir sandal var. Denize açıl. Zamanı geçene kadar kürek çek. Zamanı geçince vardığın yerde belki bulursun aradığın şeyi. Belki de bulamazsın."
Ahmakça cevap verdim.
"Belki de bulamayacaksam, ne diye o kadar kürek çekeyim?"
"Belki de sana düşen, bulmak değil, aramaktır."
"Neyi aramak?"
"Bulamayacağın şeyi?
"Bulamayacaksam niye arayayım?"
"Bulamamayı bulmak için."
"Bulamamayı bulmak için aramama ne gerek var, aramasam zaten bulamamış olurum."
"Bulamayacağın şeyi ararken bulacağın şey belki de aramanın faziletidir öküz, laf dinle azıcık."
"Borges Dayı bir şeyler söyledi ama ben inanmadım, sana sorayım bu yüzden, neredeyiz, burası neresi?" dedim.
"Tolumbadanda kale teee, hakinas," dedi ihtiyar büyücü, ermiş, rahip. Anladım yine ki; önce kimsin onu bulacaksın ki nerede olduğunu bulabilesin'di dediğinin anlamı.
"O zaman işim zor, hatırlamıyorum," dedim.
"Kombilata kımbılı geee tamto orakanın daaa," dedi büyücü yine gülümseyerek ve buruşuk olduğu kadar huzur veren sesiyle. Şunu anladım ki; İnsan kendisini hatırlamaz zaten evladım, insan kendisini bilir, demişti șimdi.”
"Ya bırak dayı, Brezilya'ymış da yerlisiymiş de, Çorumlu gibi çömelmişsin işte yere, Allah aşkına kafa yapma, neredeyiz biz?" dedim.
Döndü bana. Kaşları çatıktı.
"O ne lan, Çorumlu Morumlu?" dedi. Umut yoktu.
"Türkiye'nin başkenti," dedim.
"İstanbul o bi kere," dedi. Mantıklı aslında. Gavurlar Ankara'yı ne bilsin.
"Peki sen Portekizce 'morumlu' mu dedin az önce, sizin dilde de mi var böyle, İstanbul Mistanbul işleri?"
Anlamayarak baktı yüzüme. Anlamsızdı zaten, adam gerçekten Portekizce konuşuyorsa, morumlu filan demiş olamazdı, Portekizceyi Türkçeymiş gibi algılayan benim marifetimdi muhtemelen bu anlayış şekli. Ne saçma.”