Kendi vahşi güzelliğimizi kabullendiğimizde, artık o da bakış açısının bir parçasıdır ve bir daha bundan ne etkilenecek kadar haberdar oluruz ne de onu yüzüstü bırakır ya da reddederiz. Bir kurt, sıçradığı zaman ne kadar güzel olduğunu bilir mi? Bir aslan, oturduğunda ne kadar güzel bir şekil oluşturduğunu bilir mi? Bir kuş, gürültüyle kanatlarını açtığında duyduğu ses karşısında hayranlıkla karışık bir duygu hisseder mi? Biz de onlardan öğrenerek sadece kendi gerçek tarzımızla davranır ve doğal güzelliğimizden geri çekilmez ya da saklanmayız.
Yaratıklar gibi, biz de olduğumuz gibiyizdir ve doğru olan da budur.
Kadınlar için bu arayış ve buluş, vahşi olana, doğuştan kendileri olana duydukları gizemli tutkuya dayanır. Bu özlemin nesnesini biz Vahşi Kadın olarak adlandırdık; kadınlar onu adıyla tanımasalar, nerede yaşadığını bilmeseler bile, ona doğru çekilirler: Bütün yürekleriyle onu severler. Onu özlerler ve bu özlem hem harekete geçme gücü, hem de harekete geçmenin kendisidir. Vahşi Kadın'ı aramamızı ve bulmamızı sağlayan bu özlemdir. Bu ilk bakışta tasavvur edilebileceği kadar zor değildir, çünkü Vahşi Kadın da bizi aramaktadır. Biz onun yavrusuyuz.