Bu kitap,hayat koşuşturması içerisinde olan bizlere unuttuğumuz,ihmal ettiğimiz benliğimize “bi sandalye çek, otur ve soluklan”diyor aslında.Onu dinliyorsun,oturuyorsun ve hiç gitmediğin,ziyaret etmediğin kalbinin odacıklarına,ruhunun derinliklerine misafir oluyorsun…Okurken kendimi ne kadar ihmal etmişim aslında deyip,dönüp bir öpücük kondurdum omzuma.Seviyorum benliğimize ayna tutan kitapları..
Kitaptaki her mektup ,her satır güzeldi..Nasıl desem insanı üzerinde düşündürüp ,belli bir süre uzaklara daldıran türdendi.Ama kendi iç dünyama yazmışım hissiyatını bana yaşatan 46.mektup,ihtiyacım olduğunda açıp açıp okuyacağım bir mektup..bu sebepten diğerlerinden daha özel bir yere sahip olarak kalacak zihnimde.
İşte Güneşin Duası;
İçimdeki çocuk...
Şu koca evrende biricik olduğunu hiç unutmasın.
Bugüne, bu ana iyice yerleşsin. Bu yaşta, bu bedende, bu insanlarla geçirdiği ilk ve son anın şimdi olduğunu unutmasın.
Ertelemesin, kafasının içindeki derin girdaplara dalacağına kendini suya atsın. Doğaya, gökyüzüne, toprağa, aynada ona bakan gözlerin uğuruna güvensin.
İnansın, tüm kalbiyle inansın: Güneşin daha parlak doğacağına, bulutların dağılacağına, yağmurun dineceğine inansın. Güzel günlerin geleceğine...
Yaprağın düşüşünden, rüzgârın esişinden, kahvenin kokusundan keyif almanın peşine düşsün.Aldığı her nefesle güzellikleri kendine çeksin. İçindeki karıncaya da ağustosböceğine de sahip çıksın.Var olmanın coşkusuyla dolup dolup taşsın.
Duygularını doyasıya yaşasın. Üzüldü mü mesela? Kalbinin en hüzünlü köşesine oturup içindeki o üzgün nehir dinene kadar ağlasın.Varlığının her zerresiyle hissetsin duygularını.Hissetsin ki ihtiyaçlarını görebilsin.Ona neyin iyi geldiğini,neye dayanacak hali kalmadığını, nereden uzaklaşması gerektiğini bilsin.
Aldığı kararlarda karnına