Klasik Norveç Tiyatrosu ya da Aysun Kayacı Hadisesi*
Puan vermedi·104 syf.··
Beğendi
·
2026 33. kitabı
·
12 saatte okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 20:56
1882’de Norveç’te yazılmasına rağmen, evreselliğini ve güncelliğini korumaya devam eden bir eleştiri/tiyatro metni aslında. 2008 Türkiye’sinden bir an, herkes hatırlar: Aysun Kayacı’nın “ Dağdaki çobanla benim oyum eşit mesela, niye?” çıkışını ve ardından gelen linçleri. Aysun Kayacı da Doktor Stockmann gibi artık Bir Halk Düşmanı’dır. Tam olarak aynı konu; Çoğunluk her zaman haklı mıdır, çoğunluğun vasfı ne kadar önemlidir? Kaplıcaların zehirli olduğunu öne süren doktor halkı korumak için bir makale yayınlamak istese de vali, basın üyeleri ve kasabanın önde gidenleri tarafından engellenmeye çalışır. Halk, doktorun ekonomik çıkarlarına ters düşen makaleler yazdığına ikna edildiği için onu linçler. Doktor tam olarak bu mevzular yaşanırken çoğunluğun vasıfsız olduğunu belirten yeni söylemlerde bulunur. Konuştukça da dışlanır, ailesiyle birlikte saldırılara ve çeşitli manipülasyonlara uğrar. Yakın arkadaşları ve çevreleri çıkıp da fikirleriniz yanlış demez kamunun görüşünden dolayı cesaret edemiyoruz derler. Herkes bir diğerini suçlar…. Ben tiyatro metnini çok beğendim. Kurgusu mizahın dozu, anlatmak istediği derdi açıkça ortaya koyuşu, bürokrasi ve liberalizme yönlendirdiği eleştiriler çok yerindeydi. Peki Sehercim sen de Aysun Kayacı ve Doktor Stockmann’a katılıyor musun derseniz, işte buna HAYIR derim. Nedeni uzun….
Bir Halk DüşmanıHenrik Ibsen · Yapı Kredi Yayınları · 202512 okunma
Puan vermedi·285 syf.··
2026 50. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 15:23
Bugün masamda çok özel bir kitap vardı; Shao Li’nin kaleminden Sarı Nehir Öyküsü. Kapağını açtığımda sanki o nehrin kıyısına, toprağın kokusunun hissedildiği o uzak coğrafyaya doğru bir yolculuğa çıktım. Kitap, bir babanın geçmişinin, kızının eve dönüşüyle birlikte yeniden gün yüzüne çıkışını anlatıyor. Ama bu sadece bir aile hikâyesi değil; Çin’in o kadim geçmişinden bugününe uzanan, toplumsal değişimlerin aile içindeki kuşak çatışmalarına nasıl yansıdığını gösteren çok gerçekçi bir ayna olmuş. Karakterlerin duygusal gelgitleri, yaşadıkları hayal kırıklıkları o kadar sahici ki, sanki kendi tanıdıklarınızın hikâyesini dinliyormuşsunuz gibi hissettiriyor. Yazar, sıradan insanların hayatlarına öyle bir şefkatle bakıyor ki, sayfalar ilerledikçe karakterlerin o sessiz direnişlerine hayran kalmamak elde değil. Nehir, burada sadece bir su değil; kaderin ta kendisi, hayatın hem bereketi hem de o sarsıcı akışı olmuş. Eğer yavaş, derin ve ruhunuza dokunacak bir şeyler arıyorsanız, bu kitap tam bir başucu eseri. Özellikle ebeveynler ve çocuklar, karı-kocalar arasındaki çatışmalar, Çin halkının ahlaki yaşamını ve hızlı değişen toplumsal yapı içinde iki neslin karşı karşıya kaldığı duygusal savrulmaları da tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Shao Li, kendi gerçek duygusal deneyimlerini de işin içine katarak, sıradan insanların hayatındaki kırılma noktalarını müthiş bir şekilde işliyor. Sayfalar arasında kayboluyorken yepyeni pencereler açmanızı sağlıyor,zihninizde yer edecek derin bir iz kalıyor. “Nehir, sadece suyun akışı değil, zamanın ve kaderin yatağıydı; her bir kıvrımında bir hikâye, her bir taşında ise unutulmuş bir geçmişin fısıltısı saklıydı.”
Sarı Nehir ÖyküsüShao Li · Lotus Yayınevi · 20264 okunma
Reklam
Puan vermedi·133 syf.··
2026 116. kitabı
Bugün sizlere masal tadında keyifli ve bir o kadar da anlamlı bir kitapla geldim. Bazı yolculuklar sadece harita üzerinde kat edilen mesafelerden ibaret değildir; insanın kendi sınırlarıyla, sadakatiyle ve kalbinin derinliklerindeki karanlıkla yüzleştiği birer sınava dönüşür. @ibrahimtapdk ’ın yazdığı “Fortuna Favet Fortibus”, tam olarak böyle derin ve dönüştürücü bir serüvenin kapılarını aralıyor. Hikaye, masalsı atmosferiyle bizi çok eski zamanlara, Xenteria Kabilesi’ne götürüyor. Bir tarafta pratik zekasıyla öne çıkan Karl, diğer tarafta ise gücü ve cesaretiyle hayranlık uyandıran Leo var. İki yakın dostun kaderi, yaşadıkları toprakların sınırlarını aşan büyük bir mücadeleyle kesişiyor. Verimli topraklara sahip ancak askeri açıdan zayıf olan Xenteria ile çorak topraklarda güçlü ordular barındıran Xen Kabilesi arasındaki o ezeli denge, bir gece aniden gerçekleşen kurt saldırısıyla tamamen sarsılıyor. Büyük şefin iki dostu gizli bir görevle düşman topraklarına göndermesi ise dostluk, ihanet, savaş ve esaretle örülü o büyük maceranın fitilini ateşliyor. Romanın en güçlü yönlerinden biri, okuru hiç yormayan, sayfaların nasıl aktığını fark ettirmeyen sürükleyici ve akıcı dili. Ancak kitabı görsel bir şölene dönüştüren asıl unsur, sayfaların arasına serpiştirilmiş olan ve hikayenin o mistik atmosferini adeta canlandıran nefis görseller. Bu çizimler, okurken kurduğumuz dünyayı zenginleştiriyor. Gümüş Mızrak’ın sırrı ya da Apollona’nın gizemi gibi merak unsurları canlı tutulurken, karakterlerin yaşadığı içsel değişim ve büyüme süreci de satır aralarına çok başarılı bir şekilde yedirilmiş. Kitabın en özgün ve okuru etkileyen sürprizi ise son düzlükte karşımıza çıkıyor. Yazar, hikayenin bitişini tek bir kadere bağlamak yerine okura alan tanıyarak “iyi son” ve “kötü son”
Fortuna Favet Fortibusİbrahim Tapdık · 40 Kitap Yayınevi · 20262 okunma
Geçmişin sesi bazen yıllar sonra bile duyulur.
9/10
·416 syf.··
2026 33. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 09:41
Serenad…Bu kitap bana, tarihin sadece kitaplarda yazan olaylardan ibaret olmadığını; her olayın arkasında yarım kalmış hayatlar olduğunu hatırlattı. Geçmişin gölgesinde kalan hayatları, kayıpları ve insanın içini sızlatan bir aşkı anlatırken aynı zamanda vicdan kavramını da sorgulatıyor. Kitabın dili oldukça akıcı. Roman, Maya ve Profesör Maximilian Wagner’in yollarının kesişmesiyle başlıyor. Başlangıçta sıradan görünen bu tanışma, zamanla geçmişin derin yaralarını, kayıpları ve unutulmuş hayatları ortaya çıkarıyor. Kitabın en güçlü yanı, tarihî olayları kuru bilgiler halinde vermek yerine insanların yaşadığı acılar üzerinden anlatması. Bu yüzden okurken sadece bir hikâye okumuyor, karakterlerin duygularını da hissediyorsunuz. Serenad, bana bir roman değil de yıllardır saklanan bir sırrın yavaş yavaş açığa çıkışını hissettirdi. 1 puan kırmamın sebebi ise Max’in hayatı ile ilgili daha çok kısımlar isterdim ve o duyguyu daha fazla yaşamak isterdim.
SerenadZülfü Livaneli · İnkılap Kitabevi · 2021163,9bin okunma
8/10
·416 syf.··
2026 47. kitabı
Kitabın atmosferi çok güzel hatta bir an tarihi bir kitap mı okuyorum demiştim çünkü Cade öyle bir zamandan fırlamış gibiydi. Günahkâr birini gördüğünde onu günahından arındırmaya çalışmak yerine ö*dürmeyi tercih eden bir rahip.. İçinde kendisiyle çatışan bir canavar var. Birisini öldürüyor ve tanrı affeder diyor ama geçemediği tek bir sınır var o da zina. Nefsi de çok güçlüydü yani çok iyi dayandı mdkdk Kısmen... Kızla yakınlaştığı her seferinde eve gelip kendini kırbaçlayarak cezalandırıyor. Kitabın yarısı boyunca Cade'in bu durumuyla, rahip oluşuyla, ve kadının direk dansçısı oluşuyla yeterince imkansızlardı. Ama kadın ona cinsel saldırıda bulunan kasabanın zengin ve kötü adamına muhtaç kalması her şeyi değiştiriyor. Hâlâ imkansızlar ama neyse ki ikisi için de o imkansızlıkları (kişileri jdjd) ortadan kaldırmak sorun değil. Kitabın sonlarında tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş dedim. Kitabın başlarında yavaş aktığı için çabuk giremedim evrene ama sonrası su gibi aktı. Sadece kadına çok ısınamadım duyguları konusunda. Bilemiyorum bana öyle geldi. Yine de seride 3.favorim bu kitap oldu.
ZehirliEmily McIntire · Ren Kitap · 20264 okunma
10/10
·64 syf.··
2026 105. kitabı
Her Ay Okuyanlar Kulübü Sibel Dülger Yokuştaki Ev Eseri elime alıp ilk hikayeyi okumaya başladığım andan itibaren eser beni öyle bir sarıp sarmaladı ki her bir öykü kalbimde taht kurdu.Sanırım uzun zamandır kadına dair kaleme alınan en iyi öykü kitaplarından biriydi #yokuştakiev Zorluklarla mücadele eden,yaşama sımsıkı tutunmaya çalışan yaşadıkları bir çok olumsuzlardan sonra silkenip kendine gelen dimdik ayakları üzerine kalkıp yeniden başlama cesaretini bulan bir çok kadının hayat hikâyelerine konuk olduğum bu dokuz öykü tam bir rehber niteliğindeydi.Öykü deyip geçmeyin hepsinin verdiği mesaj kıymetli ve özeldi.Öykü aralarında ki çizimlerde esere ayrı bir güzellik katmıştı arkadaşlar Baharın Kalbinde Bir Kadın öyküsünde,onaylanmaktan daha çok anlaşılmayı beklediği dönemde annanesinin kanatları altındaki o güvenli limana sığınan bir kadının hikayesiydi Küller Kadar Sessiz öyküsünde,eşi tarafından aldatılan kadının ihanete göz yummayıp,kafası dik,alnı pak,kapıyı çekip çıkışını okurken Gözlerin Gölgesinde öyküsünde,yıllarca kanını kene gibi emenlerin masasından sessizce kalkıp İstanbul sokaklarını arşınlayan kadının,hayırsız kocasına sabrı kalmayan ardında “Gitme”anne diye yalvaran çocuğunu bırakıp giden bir kadının gidişine şahit oluyoruz. İnci Küpe öyküsünde,kocası tarafından kişiliği yerden yere vurulan ,toplumsal baskılar yüzünden hiç sesi soluğu çıkmayan,kol kırılır yen içinde kalır diye diye sabreden bir kadının,kocası olacak cibilliyetsizin yediği naneler ayyuka çıktığında ortaya çıkan acı gerçeklere bir de hiç sahip olmadığı inci bir küpe eşlik ettiğinde yaşadığı hayal kırıklığı gururu kıran yüreğe dokunan bir andı arkadaşlar.. Birbirinden farklı kadınların hikâyelerinde hüzünde vardı umutta.Kadına dair kaleme alınan eserleri okumayı seviyorsanız kesinlikle bu kıymetli eseri okuyun
Yokuştaki EvSibel Dülger · Portal Kitap Yayınları · 202639 okunma
Reklam
Reklam