"Yirminci yüzyılın başında sömürgecilerin psikolojisini inceleyen Octav Mannoni Avrupa insanının yoğun bir insan nefretinden mustarip olduğunu ve insansız bir yer bulmak gayesiyle okyanuslara açılıp sömürgeciliğe başladığını yazmaktadır. Avrupalının kolektif bilinçdışına yerleşik olan misantropi, yani insan nefreti dünyayı tümüyle insandan boşaltmayı arzulamaktadır. Hırçın Kız, Robinson Crusoe ve Gülliver'in Seyahatleri gibi klasik eserlerdeki ana karakterleri incelediğinde, Mannoni şunu görür: Kaybolmuş, sürülmüş, gemisi batmış Avrupalılar vardıkları kıyıda doğalarının ve kültürlerinin üstünlüğü sonucunda hâkimiyeti ele geçirir, yerlilere boyun eğdirirler. Bu uzak diyarlardaki yerliler yarı insan, insanaltı, kolayca kullanılan, tekâmül etmemiş ahmak yaratıklar olarak resmedilirler. Bu eserlerin Avrupalılarca çekici bulunmasının nedenleri, içlerindeki bir arzuya karşılık gelmeleri, ortak ihtiyaçları gidermeleri olmuştur. Bu eserlerde Avrupa psikolojisinde sessiz sedasız varlığını sürdüren duygu, düşünce ve düşlemler hayalî karakterlere yansıtılmıştır. İnsandan yoğun bir nefret sebebiyledir ki, pek çok Avrupalı okyanuslarda adalar bulmak için ülkelerini terk etmişlerdir. Tarihin en büyük ve en kanlı savaşlarının Avrupalıların elinden çıktığı hatırlanmalıdır."
Sayfa 18 - Kapı Yayınları - Nisan 2018·Kitabı okuyor