Dikkat edilirse Türkiye'de çok acayip bir hava vardır. Kaba kuvvet, faşist idare bir günde geliyor. Uyduruk anayasalarımız, komik parlamentolarımız ayaklar altına alınıyor. Fakat demokrasiye gelince hep aynı nakarat: Efendim demokrasi yavaş yavaş geliyor.
İngiliz tarihçisi Arnold Toynbee der ki, "Bir millet için en büyük felaket tarihinin düşmanları tarafından yazılmasıdır."
Toynbee'nin verdiği örnek, Eski Yunan'da Atina ve Isparta, Ortadoğu'da Kürtler ve etrafındaki düşman milletlerdir.
Benimle hâkimler arasında enteresan konuşmalar da geçiyordu. Bir-iki örnek vereyim:
Asliye Ceza hâkimi Ahmet Bey, bir celsede bana dedi ki, "Musa Bey, ne diye Kürtçe yazıyorsunuz?" Ben de kendisine, " Hâkim Bey, İstanbul'da Yahudiler, Rumlar ve Ermeniler gazete çıkarıyorlar. Ayrıca İngilizce ve Fransızca gazetelerde çıkıyor. Ben Kürtçe yazıyorum diye ne olacak?" dedim. Hâkim, "Efendim onlar azınlıktır" dedi.
Ben, "Hâkim Bey, yani bir memlekette azınlık çoğunluktan daha mı avantajlıdır? Eğer biz azınlık kadar hakkım yoksa ben böyle çoğunluğu ne yapayım? Lütfen karar verin ve beni azınlık kabul edin" dedim. Hâkim, avukatlar, hatta savcı güldüler. Hâkim, "Musa, ne diyorsun? Bu iş kararımla hallolacak mıdır?" dedi. Çünkü hâkim Karslı bir hemşehrimizdi. Elinden geldiğince beni kolluyordu.
"Serçe kuşu yavrularını büyütmüş. Artık onların yuvadan çıkıp, hayata atılmlarının zamanı gelmiştir. Yavrularına nasihat veriyor. Aşağıdan geçen insanları göstererek, 'Bakın yavrularım, şu gördüğünüz mahlûklar insandır ve bizim can düşmanlarımızdır. Baktınız ki yerden taş almaya eğildiler, siz hemen uçup kaçın' deyince, yavrulardan bir tanesi, 'Peki anne, ya daha evvelden taş elinde veya abasının altında saklı ise?' diye sorar.
Anneleri, 'Aferin yavrum. Haydi gidin. Demek artık nasihate muhtaç değilsiniz' der."
Kamuran Ali Bedirxan