öfke onu dik tutuyordu, çünkü öfke kıymetli bir gerginlik haliydi. Ayakta olanların gücüydü. Yatanların ona hakkı yoktu. Öfke sessiz başkaldırılara, cepte sıkılmış yumruklara, hırçın ama teselli eden bir ritüel olarak yatmadan önce yastığa atılan peş peşe yumruklara olanak sağlıyordu.
En azından bilim canını acıtmıyordu. Anılarına doğru köprü kurmuyor, hislerin peşinde koşmuyordu. Bilim tıpkı dağ gibiydi, hoşuna gitsin ya da gitmesin oradaydı, kederlere, üzüntülere kayıtsızdı.
Kesinliklere sahipti. Kendi yasalarını dayatıyordu, ya doğruydu ya yanlış, ya sakindi ya fırtınalı.