Birader ağzını açamadan o gerisingeri
yere yuvarlanmış, çakmak düşüp taşlarda sekmişti.
Elbette dayağını yedi, azarını işitti, herhalde son ceza olarak
da Peder Gabriel onu odasına çağırıp insanların eşyalarını
çalmak konusunda ders vereceğini söyledi. Olanları anlamadan
ama korkudan ağlamayı bile düşünemeden izlerken,
Peder Gabriel mendilini katlayıp zeytinyağı şişesinin
ağzına kapattı, gelen yağı onun sol elinin tersine sürdü. Sonra
çakmağı -çaldığı çakmağı- alıp eline tuttu, yağlı kısım nihayet
alev aldı ve bütün elini beyaz, hortlağımsı bir parıltı
sardı. Bunun üzerine avazı çıktığı kadar bağırdı ve pederden
okkalı bir tokat yedi. "Kes bağırmayı!" diye bağırdı peder.
"Hırsızlığın hakkı budur! Bir daha hiç unutmazsın hırsızlık
yapmamayı."
Kendine geldiğinde yatağındaydı ve eli sarılmıştı. Bütün
eşyaları alınmıştı; çaldıkları neyse de, kendi buldukları
da gitmişti: Etrafta bulduğu taşlar, tüyler, ok başlan; Luke
Birader'in beşinci yaşgünü armağanı ve aldığı ilk hediye
olan fosil bile.
Bu olaydan sonra, yakalandıktan sonra her gece Peder
Gabriel'ın ofisine gidip çırılçıplak soyundu, peder çalıntı var
mı diye her taraf ını yokladı. Daha sonra işler iyice kötüye
gittiğinde, o bir paket krakeri düşündü hep: Keşke onu çalmasaydı.
Keşke başını bu kadar derde sokmasaydı.