" Avrupa göremeyen babam, Alman Hastanesi'nde İstanbul'un en güzel manzarasına bakan pencerenin önünde oturmuş, oda oda dolaşıp kendisini arayan Azrail'ini beklerken, birlikte geçen yıllarımızı bana anlatarak hayatının son anlarını güzelleştiriyordu. Hayatımız onun anlattığı gibi değildi. Babam gerçeklerin yerine duygulu, sevecen replikler fısıldıyordu kulağıma, o suflör kız gibi. "
" Bazı ruhlar dışbükeydir, bazı ruhlar içbükey. Biz içbükey ruhlarız, babamla ben. İçimize doğru kapanırız, istiridye gibi. İçimizin tam ortasında duran, patlamayan, patlayıp da ortalığa saçılmayan, saçılıp da herkesi kirletmeyen incimiz-çıbanımız kistleşir içimizde. Kistleşen bu inci-çıbanımız varlığımızın özüdür, habis. "
"Çünkü biliyorum ki kendini, mutluluklar kadar yaralarla da zenginleşmiş, kazanılmış sınavlar kadar karşılaşılmış mucizelerin de eseri bir hikâye ile inşa etmek büyük bir şans."
"Sevgili annem, diye geçirdi içinden. Küçücük korkunç kadın. Ömrünce çırpındın durdun, hiçbir işini kimselere bırakamadın. Güçlü olmanın bedeli daha ağır, hayatı iştahla karşılamanın bedeli daha yüksek. Bak, nasıl seğiriyor bedenin, yüzün, kolların, bacakların, bütün damarların, bütün sinirlerin hepsi ayrı ayrı. İniltiler örümcekten değil senden geliyor, senden, senin damarlarından... "