Nursel Duruel

Nursel Duruel

YazarDerleyen
8.1/10
195 Kişi
·
611
Okunma
·
9
Beğeni
·
1132
Gösterim
Adı:
Nursel Duruel
Unvan:
Prodüktör,yazar
Doğum:
Şarki Karaağaç, 1941
İstanbul Kız Lisesi'ni, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü'nü bitirdi. 1965'te TRT'nin ilk prodüktör kadrosunda yer aldı; başta edebiyat ve sanat olmak üzere çeşitli alanlarda radyo programları hazırladı. Reklam yazarlığı, televizyon yazarlığı, ansiklopedi yazarlığı, BRT Radyosu'nda müdür yardımcılığı yaptı. Ünlü yazar Tarık Buğra'nın ablasının kızıdır.

İlk öyküsü 1979'da Türk Dili'nde çıktı. Geyikler, Annem ve Almanya ile 1981'de Akademi Kitabevi Öykü Ödülü'nü ve 1983 Sait Faik Hikâye Armağanı'nı; Yazılı Kaya adlı kitabında yer alan "Burgaç" adlı öyküsüyle de 1990 Yunus Nadi Yayımlanmamış Öykü Ödülü'nü aldı. TRT İstanbul Radyosu'nda dış yapımcı olarak hazırladığı kitap tanıtım programı yayınlanmaktadır. Duruel'in ürün verdiği bir diğer alan ise biyografidir. Feyza Perinçek ile beraber Cemal Süreya biyografisini yazmıştır.

1941 doğumlu. 1966'da Edebiyat Fakültesi Arkeoloji bölümünü bitirmiştir. Halen TRT İstanbul Radyosu'nda prodüktör olarak çalışmaktadır.
Hayatlarımıza eşlik ettiği için varlığını kabullenmek zorunda kaldığımız görünmez canavar...Onu yeniden, aynı dolulukta ele geçirmeye çalışmak boşuna.
Aralık pencereden ayışığı giriyordu içeri. Hiç ses yoktu. Öyle bir sessizlik ki, neredeyse camı geçen ayışığının sesini duyacağım.
Bir kere bekledi mi insan, bir şeyleri yahut birilerini, beklemenin müptelası olur .

"Hep bekleyiş. Ömrümüz bekleyişle geçiyor. Çocukken büyümeyi bekliyoruz, büyüyünce sabahı, sağlığı, dostluğu, aşkı... Beklediklerimizi bulurken yitiriyoruz."
Verdiğiniz bütün adları reddediyorum.
Kimim ben?
Bir yüzüm var. Arada bir aynalarda görüyorum. Bir sesim var, işitiyorum. Sesimi nerelere koyacağımı bilemiyorum, yakıştırıp hiçbir söze yerleştiremiyorum.
Ardımızda yaptıklarımızdan çok yapamadıklarımız vardı. Umutlarımız, ortak amaçlarımız, didişmelerimiz, gündelik küskünlüklerimiz, gün ışığı görmemiş gizlerimiz... 
"Hep bekleyiş. Ömrümüz bekleyişle geçiyor. Çocukken büyümeyi bekliyoruz, büyüyünce sabahı, sağlığı, dostluğu, aşkı...”
Rogojin
Rogojin Yazarlarımızdan Öyküler'i inceledi.
@Rogojin·08 Şub 2017·Kitabı okumadı
Kitap okuma saatindeyiz..ve kendi sınıf kitaplığımızda bu kitabı buldum..artık okulumuzda daha seri ve düzenli olarak kitap okuma saatleri düzenlenecek..şimdi öğretmen masasının sağındaki küçük pencereden içeri dolan günışığında kitabı okumaya ve hayal kurmaya başlıyorum..ilk hikâye sait faik'ten..devamı ise dolu dolu..
80 syf.
·1 günde·5/10
Gelelim Nursel Duruel'in almış olduğum "Geyikler, Annem ve Almanya" adlı ikinci kitabına.
Bu da diğer kitabı gibi kısa bir süre de bitti. İçinde yine toplamda 8 adet öykü mevcut ve yazarımız bu kitabı ile 1981'de Akademi Kitabevi Öykü Ödülü'nü ve 1983 Sait Faik Hikaye Armağanı'nı almış.
İnsanın iç dünyasını güzel bir dille anlatmayı başaran bu öykülerinde genel olarak kadın karakterlerin baş role sahip olduklarını görmekteyiz. O kadınların iç dünyalarını öykünün konusu içinde anlık olarak anlatmakta ama bu anların konuya etkilerini bulmak konusu biraz bize bırakılmaktadır. Bir iki öyküsünde ise direkt olarak konunun ne olduğunu anlayıp bulmak, "Yazılı Kaya" kitabındaki gibi yine tam olarak bize kalıyor. Sanırım biraz şiirimsilikten oluyor bu konuların net olmamaları durumu yada "İyice okuyun, düşünün ve anlamaya çalışın ne anlatmak istediğimi !" diyor yazar.
Beğendiğim öyküsüne gelince ise kitaba da adını vermiş olan ve bir çocuğun ağzından anlatılan öyküsü oldu. Hatta öykünün içindeki geyikler kısmını çok samimi ve tatlı buldum.
72 syf.
·5/10
Okuduğum bir kitaptan aldığım tavsiye üzerine bugün itibari ile tanıştığım bir yazar oldu Nursel Duruel. 2 öykü kitabını birden aldım ve önce "Yazılı Kaya" adlı kitabından başlamak istedim.
2-3 saatlik, kısa süren bir yolculukla bitti bugün kitap ve hemen ardından da paylaşmak istedim. İlki biraz uzun (belki de normal), diğerleri ise çok kısa süren toplamda 8 öyküden oluşan kitapta beğendiğim sadece 3 öykü oldu. Bunlardan ilki zaten 1990 yılında Yunus Nadi Yayımlanmamış Öykü Ödülü'nü de alan "Burgaç" adlı öykü oldu ki hakikaten güzel. Diğerleri de "Atlarını Sürüp Geldiler" ve "Sen De Oradaydın" adlı öyküler.
Bu ikisi dışındakilerden bahsetmek gerekirse farklı ve geniş bakış açıları olsun, güzel ve alışılmadık betimlemeler olsun okumaya değecek edebi ürünler barınıyor içlerinde ama konuları bana biraz beklenmedik geldi. Başlayıp bitmeyenler, yarıda bırakılmış olanlar, hatta ne anlatmak istediğini de anlamadığım bir öykü mevcut. Bunların farklı tarzda denemeler olarak yazıldıklarını düşünüyorum ama ne yazık ki beğenemedim.
Bakalım diğer öykü kitabı nasıl geçecek.
416 syf.
·Beğendi·10/10
Önceden Cemal Süreya ' yı bilirim sanırdım şimdi bu kitabı okuduktan sonra onla yaşar oldum. Çok güzel bir kitap Onu daha yakından tanımak isteyenlere guzel bir fırsat derim ben
392 syf.
·3 günde·7/10
40 yazardan 40 hikâyenin yer aldığı kitap, edebiyatımızın özel hikaye antolojisi diyebilirim. Ismini çok bildiğimiz yazarların öyküleri olduğu gibi, bilmediğimiz yazarların öyküleri de mevcut. Her öykü çok güzel diyemem ama ben bir çoğundan keyif aldım. Öykünün orijinal metni verilmiş ve bazı kelimelerin anlamları sayfa altında belirtilmiş. Bu da okurun kelime dağarcığını geliştiriyor. Bir diğer güzel şey ise her yazarın biyografisi, öykünün başında bir sayfa olarak verilmiş. Hoşuma giden özellikler bunlardı.
80 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10
Nursel Duruel'in temiz bir dili var. Öyküleri ise ince, hassas yerlere dokunan izleklerde. Yazarın oluşturduğu üslup benim için biraz fazla duygusal. Öyküler ise yer yer fazlalıklar taşıyor. Belki yazarın Yazılı Kaya'sını da okuyup bütüncül bir yaklaşım geliştirmek gerekir.
Ben kitabı bir arkadaşımın armağanı ile ilk baskıdan okudum. Kitabın ilk sayfasında "1987, Kadıköy, Koray" diye bir not vardı. 32 yıllık bu yazı kitabı benim için zaten oldukça özel kılıyor.
85 syf.
Peride Celal, Erendiz Atasü, Nezihe Meriç ve Müge İplikçi’den sonra şimdiki durağım Nursel Duruel.

Başlamış olduğum yolda saydığım isimler arasında beni en çok etkileyen isim ve kitap kesin olarak söylüyorum ki Geyikler, Annem ve Almanya oldu!

Kitap çok çok yalın ve akıcı bir dile sahip. Belki de bu cümleyi duymaktan sıkıldınız fakat yazarın kullanmış olduğu dilin kitap için önemli olduğunu düşünüyorum. Kurguya ve yaratılan kahramanlara göre elbette bu durum değişiklik gösterebilir. Ama Duruel öykülerinde oluşturduğu usta kurgunun arkasında akıcı bir dil sunmuş bizlere. Onu tamamen, sıkılmadan anlamak da yemeğin üzerine eklenen baharatlar gibi mükemmel bir tat vermiş.

Yazar sanırım öykülerinde kadınları ön plana çıkarmayı seviyor. En azından bu kitap için rahatça söyleyebilirim ki başroller daima kadınlardan oluşmuş. Güçlü durmaya çalışan ama aslında bir çocuk kadar ürkek kalbi olan kadınlar. Kendi kimlik arayışlarında kaybolmuş, baba, elalem ne der, koca gibi çemberler arasında hapsolmuş kadınlar.

Duruel öykülerde bireysel tahlillere önem vermiş, yaşanılan o içsel yolculuğu okuyanlara da yaşatmıştır.
Kahramanın duyguları, bir insanın dünyasının aslında nasıl olduğu, acı mı çekiyor, onu kimse anlamıyor mu, bastırılıyor mu, susmak zorunda mı kalıyor, hepsini okudukça tek tek hissedebiliyorsunuz.

Tabi bu içsel yolculuklarda dönemin toplumsal sorunları es geçilmemiş. Yaşanılan aile çatışmaları, yoksulluk, Almanya’da çalışan işçi bir baba, köylerden kente göç, ezilen ve aldatılan kadınlar, ekonomik çöküşler.

8 öyküyü de öyle benimsiyoruz ki aslında her biri bizlerin hayatından kesitler. Ya kendimiz yaşıyoruz, ya annelerimiz ya da eşimiz, dostumuz...

“Nereye” isimli öyküsünde, babası ölen bir ailenin bir araya gelmesiyle başlıyor her şey. Daha sonra ise kente göç eden o ailenin yeni ortamlarına nasıl yabancı kaldığı sunulmuş.

Öyküde, Aytaç(kahraman kadın, gelin) o kocaman ailenin tüm derdini, yemeğini, temizliğini üzerine almış, ama kendisinin o aile içinde en ufak bir söz hakkına sahip olmadığını bir süre sonra kavramaya başlamış.

Bir akşam aile evinde olan alkol masası sonrası Aytaç dayanamamış ve;

“Yıllardır geliriz sizlere, her yaz döneriz. Niye geliriz? Bir zamanlar ailedir diye düşünüyordum. Nedir ki aile? Sorarım sizlere nedir bir aile? Biz niye geliyoruz buraya? Sizi çok sevdiğimizden, çok özlediğimizden mi? Siz bizi ne kadar seviyorsanız biz de sizi o kadar seviyoruz. Buraya gelip türlü çeşitli nutuklar dinlemeye katlanmamız nedendir? Niye biz biz deyip duruyorum? Yusuf’la (Aytaç’ın eşi) ben, biz miyiz? Hele sizle ben biz miyiz? Biz olmak, karşı çıkacağın yerlerde susmakta, açıklamalar getirmekten kaçınmakta mı birleşmektir? Burada, buradaki ilişkilere, kentte oradakilere ayak uydurmak mıdır biz olmak, hiç soru sormadan. Kocamın, sizlerin, arkadaşlarımın, amirlerimin, büyüklerimin isteklerine uygun davranmaya özen gösteren ben ve benim gibiler mi birleşip biz oluyoruz? Üstelik isteyenler, şu şöyle olsun, bu böyle diyenler istediklerini gerçekten kendileri mi istiyorlar? Neye göre istiyorlar? Niye hep aynı şeyleri istiyorlar? Ben kayıbım... kayboldum... kayboldum...”

“Yusuf parmağını karısının yutağına daldırdı, yuttuğu denizi, bütün geçmişi, yutup da bir kez olsun kurcalamadığı bütün bir yaşamı kusmasına yardım etti. Avuç avuç su çarptı suratına. Aytaç kendine gelir gibi olunca Yusuf’un hüzünden boşalmış gözlerini gördü. “Bu derece mutsuz olduğunu bilmiyordum,” diyordu Yusuf.”


İşte her zaman hepimiz için geçerli değil midir bu? Söz konusu mutsuzluk olunca erkeği kadını fark etmiyor. Konuşulmadan kalanlar, konuşulmadığı için yok sayılıyorlar.

“03 Nöbeti” var bir de.
Aynı an da hem okuyan hem çalışan bir genç kızı anlatıyor. Saliha Santral görevlisidir. Geceleri uyumaksızın gelen telefonlara bakar, konuşur. Her gece kendi cinsel dürtülerini bastıramamış erkeklerin telefonlarından da nasibini alır. Oysa Saliha’nın tek derdi ise okuyup güzel bir meslek sahibi olabilmek.

“Hayır, hayır haksızlık bu, her şeyi inkar bu. Ben, bana da zaman bırakacak, beni bir anten parçasına, bir fişe dönüştürmeyecek bir iş sahibi olmak için okumak istiyorum. Şu yeryüzünde, bırak yeryüzünü kendi ülkemde kendi çevremde olup bitenleri kavrayamıyorum. Yarı yerim aydınlıkta, yarı yerim karanlıkta. Kendimi bile yererince ölçüp biçemiyorum. İşte bu yüzden okumak istiyorum.”

Duruel, öykülerinde dramdan beslenmiş. Ama bunu boğacak, can sıkacak bir hal yaratmadan yazmış. Gerçekten bayıldım. Kendisi Sait Faik öykü ödülü de almış bu kitabıyla. Ne diyim eğer okuyan biri olursa büyük keyif alacaktır. Şimdiden iyi okumalar diliyorum.
117 syf.
·Puan vermedi
Kitaba adını veren öykü, bir çocuğun dilinden anlatılan, okuduğum en sıcak, en duru, duygusal yoğunluğu en iyi verilmiş öykülerden biriydi. Okurken, o kız çocuğunun gözünden hikâyeyi yaşadım, annesine duyduğu tüm hisleri içimde hissettim.
Merakla girdiğim sayfaların arasından, yine türlü duygulara bulanmış, kelimelerin büyüsüne kapılmış olarak çıktım.

Yazarın biyografisi

Adı:
Nursel Duruel
Unvan:
Prodüktör,yazar
Doğum:
Şarki Karaağaç, 1941
İstanbul Kız Lisesi'ni, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü'nü bitirdi. 1965'te TRT'nin ilk prodüktör kadrosunda yer aldı; başta edebiyat ve sanat olmak üzere çeşitli alanlarda radyo programları hazırladı. Reklam yazarlığı, televizyon yazarlığı, ansiklopedi yazarlığı, BRT Radyosu'nda müdür yardımcılığı yaptı. Ünlü yazar Tarık Buğra'nın ablasının kızıdır.

İlk öyküsü 1979'da Türk Dili'nde çıktı. Geyikler, Annem ve Almanya ile 1981'de Akademi Kitabevi Öykü Ödülü'nü ve 1983 Sait Faik Hikâye Armağanı'nı; Yazılı Kaya adlı kitabında yer alan "Burgaç" adlı öyküsüyle de 1990 Yunus Nadi Yayımlanmamış Öykü Ödülü'nü aldı. TRT İstanbul Radyosu'nda dış yapımcı olarak hazırladığı kitap tanıtım programı yayınlanmaktadır. Duruel'in ürün verdiği bir diğer alan ise biyografidir. Feyza Perinçek ile beraber Cemal Süreya biyografisini yazmıştır.

1941 doğumlu. 1966'da Edebiyat Fakültesi Arkeoloji bölümünü bitirmiştir. Halen TRT İstanbul Radyosu'nda prodüktör olarak çalışmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 9 okur beğendi.
  • 611 okur okudu.
  • 27 okur okuyor.
  • 369 okur okuyacak.
  • 9 okur yarım bıraktı.