Ve birdenbire aklına geldi ki kış gerçekten her seyi cürütüyor harap ediyordu. Fakat öyle çiçekler, öyle fidanlar vardi ki bunları onun zulmüne karşı önlemler, çabalarla saklayabiliyorlar, koruyabiliyorlardı. Demek hayatın eylülünde de ümitsizlik ve keder yerine çaba bir seye yarayabiliyordu.
"O olmasaydı demek ben de herkes gibi olacaktım; bilmeyecektim, aşk ve saadet nedir bundan habersiz kalacaktım" diyordu. Etrafına bakıp. "Lakin nasıl yaşıyorlar Yarabbim, Sevmeden, sevilmeden nasıl yaşanıyor?"
Bu dereceye gelince ona ait olmayan en büyük şey bile değersiz görünüyor ve ona ait olduğu için en önemsiz sey kıymet kazanıyordu; böyle, bir şeyin değerli olmak için uzak yakın ona bağlı olması yeterli olunca birçok şeye önem vermemeye alışmış olan Necip bütün o șeyleri sevmiş, yüceltmiş gibi oluyor, birçok zaman tanıdığı șeyleri ona ait olmadığı için şimdi önemsemiyor ve küçümsüyordu.
Hayat kalabalık, güzel hava içinde olur. Kalabalık içinde yalnız yaşamak, kalabalık icinde gezip beraber bir köşeye kaçmak, iste asıl zevk budur. İnsan, kalpleri birbirine bağlayan bu bağları o zaman anlar.