Kadınlar yüzyıllardır, karşısındaki adamın yansımasını iki misli büyük gösteren, büyülü ve hoş bir ayna vazifesi görmüştür.
Bu güç olmasa, yeryüzü hala bataklık ve ormanlarla kaplı olurdu herhalde. Bütün o savaşlarımızın ihtişamı bilinmez olurdu. Halâ geyiklerin sağrı kemiklerindeki et kalıntılarını kazıyor, çakmaktaşını koyun postuyla veya ilkel zevk anlayışımıza uygun, sade bir süsle takas ediyor olurduk.
Kadının eleştirilerinin erkekleri öylesine rahatsız etmesinin, mesela bir kadın bir kitap veya bir tablonun kötü olduğunu söylediğinde, aynı şeyi bir erkek söylese duyulacak acı ve öfkenin çok daha fazlasına yol açmamasının olanaksız olmasının sebebini de açıklamaya yarar. Kadın gerçeği söylemeye başlarsa, aynadaki adam küçülür; hayata uygunluğu azalır.
Kahvaltıda, akşam yemeğinde kendini olduğundan en az iki misli büyük görmezse, hüküm vermeyi, yerlileri uygarlaştırmayı, kanun yapmayı, kitap yazmayı, şölenlerde şık kıyafetler içinde nutuk çekmeyi nasıl sürdürebilir?