Uzun süredir kitap okuyacak zaman bulamıyorum ve şu 15 günlük tatilde çok zamanımı almayacak, kafamı yormayacak ve basitçe bitirebileceğim bir kitap istemiştim. Bu yüzden bunu tercih ettim. Aslında kitap bir an önce bitse de gidip düşük bir puan versem diye bekliyordum çünkü kitaptan gerçekten hiç keyif alamadım. Kitabın ilk 200 sayfasında gerçekten hiçbir şey olmadı. Hiçbir şey. İlerleyen sayfalarda yaşanan gelişmeler de pek öyle gelişme sayılmazdı bence. Ama kitabın sonlarına doğru sıkıntının kitapta değil, bende olabileceğini kavradım çünkü kitabın başından beri kadın olduğunu varsaydığım Bailey karakterinin (ana karakterlerden biri) erkek olduğunu son bölümlerde öğrendim. Evet, kitabı neremle okudum bilmiyorum. Bu yüzden de puan verme hakkını kendimde görmüyorum şu anda.
Kısaca bahsetmek gerekirse iki başrolümüz var: Celia ve Marco. Daha karakterler tanıtılırken birbirlerine aşık olacaklarını falan anlıyorsunuz zaten. Bunlar büyücü gibi bir şeyler. İkisinin de ayrı eğitmenleri var ve bu ikiliyi bir düello için eğitiyorlar. Daha sonra da Gece Sirki dediğimiz düello mekanı ortaya çıkıyor ve bu ikili düellolarını birbirlerine sihir yeteneklerini göstererek yapıyorlar.
Ben kitabı okurken büyünün içine kapılamadım. Bir aşk romanı havası da hissedemedim. Hiçbir şey hissetmedim kısacası. Kitap gereksiz ayrıntılarla doluydu, galiba bir yerden sonra o ayrıntıları atlamaya başladığım için bana bu kadar manasız geldi kitap.
Kitabı “plot twistle biten kitaplar” türü bir listeden bulmuştum ama o twist de twist değildi pek. Açlık Oyunları falan okumuş (ya da Fortnite falan oynamış) herkesin tahmin edebileceği bir twistti, öyle diyeyim.
Karakterler yeterince ayrıntılı işlenememişti. Özellikleri yoktu neredeyse. Mekan betimlemelerinden onlara zaman kalmamış diye düşünüyorum.
Gece SirkiErin Morgenstern · Pegasus Yayınları · 2012441 okunma
“Numaralarımı nasıl yaptığımı neden sormadınız?”
“Çünkü bilmek istemiyorum. Karanlığın tadını daha iyi çıkarabilmek için aydınlatılmamayı tercih ediyorum.”