Çok fazla edebi kitabın ardından olay akışında kaybolabileceğim bir kitap ararken buldum bu kitabı. Anlatım öyle harika ki okurken içindeymiş gibi hissediyor sürekli bir sonraki olayı merak eder halde buluyorsunuz kendinizi. "Bu hikayenin sonu nereye varacak?" diye düşündürtmeyi başarıyor her sayfada.
Kitap ana konu olarak 3 kuşağın yaşadığı ve birbirlerine aktardığı olayları anlatıyor. Asıl karakter olan Harriet, Harriet'ın babası ve eşi, Harriet'ın kızı Yana. Olay bu dörtlü arasında sürekli gelip gidiyor ve birinin zihninin köşesindeki bir düşüncenin bile diğerinin hayatını nasıl alt üst edebileceğinden bahsediyor. Gerçekten gözlem gücünün muazzam olduğunun farkına varılması gereken bir yazar çünkü duyguları okuyucuya böylesine gerçekmiş gibi aktarmak oldukça zor olsa gerek. Karakterlern her birine ayrı ayrı üzülüyor ayrı ayrı sinirleniyorsunuz. Hiç bir karakter tamamen siyah ya da beyaz değil. Hepsi dünyadan birer insan gibi, bizler gibi gri. Hepsinin yanlisi var doğrusu var ve bu siz kitabı okurken sizi daha da güvende hissettiriyor. Sayfaların arasında kaybolmuşken bir anda kendi ailenizin geçmişini sorguladığınız çok fazla an oluyor. Her karaktere yakın hissedebileceğiniz, bazen nefret edip bazen sempati duyabileceğiniz sahneler var. O yuzden bu kital bu kadar hayatın içinden.
Kitabın sonu için ayrıca konuşmam gerekirse beklenen bir sondu ama insan içinde bir umut taşıyor başından sonuna dek. Hak edilmiş bir son değildi belki de bu yüzden benim canımı yaktı, bilemiyorum. Ama akılda kalıcı ve beklenen olduğunu reddedemeyeceğim. Okurken sık sık gözleriniz dolacak, boğazınız düğümlenecek. Bazen bırakıp nefes alma ihtiyacı hissedeceksiniz çünkü diyorum ya bu kitap çok bizden biri gibi.
Sizlere bu kitabı okumanız için yalvarıyorum. Ve sizin dünyanızdaki malma