Beni uzun süreli reading slumpımdan çıkaran
kitaptır kendisi, su gibi akıp gitti. Ama okurken bir türlü tam olarak distopya olduğunu asla düşünemediğim bir kitap. Acaba bende mi sorun var diye uzun süre düşündürdü yani. En sevdiğim karakter kitabın ana
karakterlerinden biri olmamasına ve kendisinin iç
dünyasını ayrıntılı inceleme fırsatımız olmamasına
rağmen H. Watson'di. Bu kitabı okurken sürekli
kendimi sorgulama nedenime gelelim. Kitapta
kurulan düzen için asla harika ya da berbat gibi uç
ve aşırı kelimeler kullanamam çünkü bana kalırsa
kurulmak istenen düzenin kötü bir çok yanı olduğu
kadar iyi bir çok yanı da vardı. Sonuçlar kötü olsa
dahi bazı amaçlar gerçekten iyilik adına planlanmış
gibiydi benim açımdan bakıldığında. Kitabi
okuduğum süre boyunca insan iradesinin böylesine
hiçe sayılıp tamamen sınırlandırılmasına şiddetle
karşı çıktım evet ama bir yandan da kişilerin tek
yapması gerekenin mutlu olması ve yaşadıkları
hayattan zevk alması amaçlandığı için bu bile bir
noktada "belki?" diye düşündürdü beni. Kitapta
değinilen bir kaç önemli noktadan biri şuydu: İnsanlara köleliği sevdirmek.Tamam, bir toplum düzeni olarak yönetici tarafından onaylanacak bir prensip ancak içinde biraz insanlığa karşı mahçubiyet hisseden kimse bunu onaylamaz. İnsanların normalde olsa nefret edeceği şeyleri şartlandırarak kabul ettirip onlara mutlu olduğunu ezberletmek bir çok senaryoda ahlak kurallarına sığmaz. Soma ise apayrı bir konu zaten. Legal uyuşturucu. Gerçek dünyadaki sorunlardan uyuşturucuyla uzaklaşıp rüya aleminde mutlu olmayı sağlıyor. Bu konuda tamamen netim, soma gereksizdir özellikle de cesur yeni dünya için. Sorun çıkarmaması için çocuklara şeker teklif etmek gibi bir şey. Kitabın sonunda yer alan sonsözde kaldığım ikilemde yazarın da kalmış olduğunu görüyoruz. Vahşiyi