Hatırladıklarını unutmak, unuttuklarını hatırlamak ister insan. Kendi içinde döner durur. İşte buna kısırdöngü denir dostlarım. Ve bu yüzden insanın başı döner. İçtiği şarap yüzünden değil!
Her yere bakmışlar ama zavallı hiçbir yerde yokmuş. Bir ağacın gölgesinde oturup dinlenmek istemişler. Oldukları yerde uzanmışlar. İşte o zaman ağacın dallarından birinde zavallıyı otururken görmüşler. Ağaçta saklanıyormuş meğer. Ağaç da diğer ağaçların arasında saklanıyormuş. Hırsızlar zavallıyı ağaçtan indirmek istemiş ama bunu başaramamışlar.
Zavallıyı ikna etmek için şöyle demişler: "Telefon kuşunun ölümünden sen sorumlu değilsin, suçlama kendini!" Zavallı bunu duymaktan o kadar mutlu olmus ki bir daha duymak istemiş. "Bir daha duymak istiyorsan, aşağı in!" demişler. Zavallı da inmiş. Aynı cümleyi bin defa duymak vicdan azabını dindirir sanmış. Oysa vicdan azabını dindiren içtiği şarapmış. Ne bilsin zavallı? Şarabın ancak bir gecelik huzur verdiğini nereden bilsin? Vicdan azabının ruhunda bir dövme olduğunu nereden bilsin? O dövmeyi sildirmek için ruhunun derisini yüzmesi gerektiğini nereden bilsin? Hiçbir şey bilmediği için de zavallı inanmış hırsızlara. Çünkü çaresizlik inandırır. Öyle bir inandırır ki inanmayanlara düşman olursun. Ve şöyle dersin:
"Hepsi gebersin!"
Bir telefon kuşunun ölümü yüzünden vicdan azabı çekerken milyonlarca inanmayanın ölümünü dilerken bulursun kendini. Körlük değil mi bu?
Öyle...