jean baudrillard'ın 1990 yılında yazdığı kitap. okuma yapması oldukça zor diyebilirim. kalemle okuma gerektiriyor. bazı paragraflarda tekrar baştan döndüğüm oldu. bunun sebebi baudrillard'ın bazı kavramları bildiğimiz anlamıyla değil, kendi tanımlarıyla kullanması. mesela öteki kavramı bildiğimizden çok farklı bir anlamda kullanılıyor. kitabın adından da anlaşılacağı üzere 'aşırı fenomenler üzerine bir deneme'. kavramlar aşırı tanımlarıyla kullanılmış ve anlam da düşündüğümüzden çok daha derinlerde yüzüyor. kitap 22 farklı bölüme ayrılıyor.
bu bölümlerden ilki orji ve sonrasında özgürlük patlaması üzerine analizler yapılmış. tüm özgürlükleri elde ettiğimizde artık orji sonrasına geçeceğimizi ve bir simülasyon içerisinde kısırdöngüye gireceğimizden bahsediyor. tanrının veya bir şeylerin yok olmasının ölümle değil, hızla çoğalarak gerçekleşeceğinden bahsettiği kısım da burası. cinsel özgürleşme döneminde en az üreme ile en çok cinsel ilişki vurgusu ve bedenin bir metastaz yeri olması tespiti derinlemesine işlenmiş. bunun ardından proletaryanın bir sınıf olmadığını ve bu yüzden sınıflı bir toplumu yıkamadığını iddia ediyor baudrillard.
trans-estetik adlı ikinci bölümde ise sanatın her yerde çoğaldığını fakat ruhunu yitirdiğini vurgulamış baudrillard. kitabın en beğendiğim yerlerinden bir tanesi estetik ve sanat kavramlarını geçmiş-günümüz (1990'lar) kıyasıyla yaptığı bu kısımdı. baudrillard eskiden sanatın bir karşıtlıkla var olduğunu fakat günümüzde ortaya çıkan akımların bir karşıtlıktan ziyade, bir farklılıktan doğduğunu belirtiyor. özgün bir yaratıcılığın kalmadığını, bizim de bu akımları kolaylıkla benimseyebildiğimizi ifade ediyor. dünyanın tüm sanayi makineleri estetikleşti, dünyanın tüm anlamsızlığı estetik tarafından güzelleştirildi, derken buna vurgu yapıyor.